<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666</id><updated>2011-04-22T10:33:11.896+10:00</updated><category term='kalem'/><title type='text'>Mâkalat</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>18</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-1952893784878781825</id><published>2008-01-02T03:17:00.000+10:00</published><updated>2008-01-02T04:26:23.072+10:00</updated><title type='text'>Kelimelerle Adım Adım 10 Yıl /Hüseyin Savaş</title><content type='html'>&lt;div class="titlepost" align="left"&gt;&lt;a title="yazının tamamı" href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/oku.html"&gt;OKU&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;"Okuyorum ; Kitabı, kitapları, yaşamı, insanı, kainatı." &lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;İlk emri “oku” olan bir medeniyette böyle bir okuma yapılmış ve dar alanlarda da olsa hala yapılmakta. Yeniden gerçek bir okuma için medeniyetimizi tanımalı ve onu besleyen kaynaklara sarılmalıyız. Öncelikle ilimleri bölmeden ahiret ve dünyayı kucaklayan dengeli bir bakış açısı kazanmalıyız. İlimleri bölerseniz , onlarda sizi böler. Bir parça her zaman eksik kalır. Biz bu dünyayı imar ederek ahireti kazanmak için bu geçici aleme geldiğimizi düşünürsek... Bu dünya tarlasına güzel tohumlar ekeceğiz ki orada biçecek mahsulümüz olsun. İşte bunların hepsi oku kelimesinin içinde gizli. Okuyabilirseniz, yaşayabilirsiniz.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;İbni Sina, Farabi, ibni Haldun, Gazali, Mevlana, Yunus Emre, Hasan ı Basri... ve adlarını yazmaya kalktığımızda sayfalara sığdırmakta zorlanacağımız gerçek manada okumuş ve yaşamış insanlar. Kainatı bütün olarak okuyabildikleri için zamana ve çağlara meydan okumuşlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/oku.html" &gt;Makalenin Tamamı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="titlepost" align="left"&gt;&lt;a title="yazının tamamı" href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/kalem.html"&gt;KALEM&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Önce kelam vardı, sonra kaleme ihtiyaç duyuldu. Kelimenin olmadığı yerde , yazmaktan söz etmek abes. Kalemin özü kelam, kelamın özü kelime. İnsanlar kelimelerle işlerini görüyorlardı ; fakat kelimelerin aktarılıp, çağlara seslenebilmesi için kayda geçmesi gerekiyordu. Böylece kalem doğdu. Başta duvarı kazıyan taş ve çivi daha sonra mürekkebe batırılan bir kamış...&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Bu memlekette istatistiklere girmeyen o kadar güzellik var ki. "Oku" kelimesi bizim özümüzde mevcut. Benim dedem, ninem, amcam, teyzem her gün en az bir sayfa okur, ama bilen yok. Okuduğunu anlayıp, yaşamaya başladığında işte siz o gün görün bu toplumu.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Bizim insan-ı kamillere ihtiyacımız var. Yaşamış ve yaşatmış insanlara... Nazarları ile insanı zenginleştiren, konuştuklarında herkesin nasibini aldığı. Yazdıklarında bizleri uzun yolculuğa çıkaran, gerçek kalem sahiplerine her zamankinden daha fazla bugün gereksinim duyuyoruz.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Biz her zaman olduğu gibi insanları samimiyete, kendisiyle yüzleşmeye, hayatın dengesini kurmaya davet ediyoruz. Aklın veriliş nedenini anlayarak ;yaşamı önce okumaya sonra kaleme almaya çalışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/kalem.html" &gt;Makalenin Tamamı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="titlepost" align="left"&gt;&lt;a title="yazının tamamı" href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/denge.html"&gt;DENGE&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Asit yağmurlarından etkilenmeyen bir şemsiye veya bir elbise var mı, diye düşündü. Yüce Kitapta okuduğu takva elbisesi aklına geldi. Ancak kendisini bu elbise ile koruyabileceğini düşündü. Fakat o takva elbisesini giymek kolay mıydı? Hadi zor da olsa giydiğini düşünelim; sıkıldım, terledim diyerek çıkarmayacağına kim garanti verebilirdi. İnsan bu gariptir. Garip yolcu eksikliğinin farkındaydı, melek değildi. İyiliği ve kötülüğü seçebilecek bir iradeye sahipti. İçinde orta noktasını bulamadığı bir mücadele vardı. İyi ve kötü çatışması. &lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Evet sorunu buldu garip yolcu, insan düşünebilen bir varlıktı ve bu özelliği ile diğer mahlukattan ayrılıyordu. Düşünme yetisi onu yoldan çıkardığı gibi yola da sokabilirdi. İşte elbiseyi giymenin yolunu buldu. Düşünecek ve ona gönderilen tüm ayetleri okuyacaktı. Okuduğunu yaşadığında artık tüm kirletmelere rağmen temiz kalabilirdi.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Bu yolda en büyük hata kendine güvenmek ve büyük görmekti. İbliste yolun sonunu büyüklendiği için bulmamış mıydı. Eğer bilmediklerinin, bildiklerinden çok olduğunu, toplam bilgisinin gerçek bilgi karşısında sadece bir noktadan ibaret olduğunu ah! bir bilebilseydi.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Hayatta kurulması gereken o kadar çok denge var ki hepsini yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Beden ile ruh, akıl ile kalp, ahiret ile dünya gibi pek çok örnek verebiliriz. Denge noktasını bulunurken hakikat ışığında vicdanımız en büyük rehberimizdir. En güzel örnekte büyük önder HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) VE ONUN YOLUNDAN GİDENLER OLACAKTIR.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/denge.html" &gt;Makalenin Tamamı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-1952893784878781825?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/1952893784878781825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=1952893784878781825' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/1952893784878781825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/1952893784878781825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2008/01/kelimalerle-adm-adm.html' title='Kelimelerle Adım Adım 10 Yıl /Hüseyin Savaş'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-9007819837342643353</id><published>2007-11-10T07:02:00.000+10:00</published><updated>2007-10-12T00:21:26.330+10:00</updated><title type='text'>Sonsuzluk</title><content type='html'>Zaman ilerliyor, aydınlık çekiliyor mekandan. Bulutları boyayan güneşin kızıl renge bürünmüş ışınları, oysa gökleri ben boyamak isterdim. Fırçamın ucundaki kelime: Sonsuzluk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlükte sonsuzluk:Sonu olmayan, bitmeyen, tükenmeyen, nihayetsiz, ebedi; sayılamayacak kadar çok; ölçülemeyecek kadar büyük;uçsuz bucaksız, sınırsız kelimeleriyle karşılık bulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam olsun sonsuzluğun kuşatıcısına zamandan ve mekandan münezzeh olana. En yüksek ideal sonsuzluğa yazı yazmaktır, suya yazı yazmanın zorluğu düşünülürse sonsuzluğa yazı yazabilmenin zorluğu idrak edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzluk insanları ürkütüyor, karşımdakine sorduğumda bir an duraksıyor ve çekinerek birkaç kırık kelime ile cevap vermeye çalışıyor. Belki de şimdiye kadar hiç düşünmemiş olanlar vardır bu kelimeyi. Bende kelimeyi tekrar düşündüm ve hemen eski defterleri karıştırdım acaba o dönemde bu kelime hayatıma nasıl girmiş. Kelimeye akıl ile bakarsak dipsiz bir kuyu olur ve içine düşeriz. Sonlu bir bedenin anlayamayacağı büyüklük; sonsuzdan bir parça ihsan edilen ruhun bilme ihtimali olan yücelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzluk olmasaydı dünya ne kadar fakir kalırdı. Bizi yükselten düşünce değil mi sonsuzluk. Mekan ve zamanın kuşatmasında yaşadığımıza göre nasıl olurda sonsuza bir pencere açabiliriz. İşte ben hayallerimi sonsuza taşımak istiyorum. Kaç yıllık bir ömür yaşıyoruz, başka bir alemin hayali olmasaydı 3 günlük dünyanın ne hükmü kalırdı.Aşk var , bu yolda harcanacak emekte varsa bitimsiz bir yola koyulabiliriz. Yılmadan adımlanması gereken bir yol, düştüğünde yeniden ayağa kalkıp yürümek isteyeceğin bir yol. Bu yolun başında bir parça bal sürülürmüş ağızlara sonra da yolcu bu tadı sonsuzluk perdesi yırtılana kadar ararmış. Bu arayış bizi yüce Yaratıcıya götürür; çünkü öncesiz ve sonsuz olan sadece O’dur. İnsanoğluna da sonsuz bir yaşam fırsatı sunuluyor. En güzelini Allah bilir. İnsan sadece bu dünyanın geçiciliğini ve diğer alemin sonsuzluğunu tam manasıyla idrak etse yerinden kıpırdayamaz, sükuta yazılır, bir köşeye çekilir “dua edin inşallah” der. Rabbimiz dengeyi öyle kurmuş ki ara sıra yüksek şuura ulaşsakta çoğu kez unutuyor ve bu dünyanın içinde kayboluyoruz. Bu dünyaya yüz vermeyenlere de kimse iyi gözle bakmıyor. Çünkü maddi besinlerle beslenmiş bir akıl onu anlayamıyor, başka bir ticaretle canını satan kişi elinin tersi ile diğer tüm alış verişi kapatıyor. Daha dün eski zamanda yüzlerce öğrenciye ev sahipliği yapmış bir medresenin yeniden düzenlenmiş başka bir amaçla kullanılan odasında bir yüze rastladım ve selam verdim, selamı aldı ve bana derinden iki kelime mırıldandı “dua edelim.” İşte o adamın yüzünde sonsuzluğu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuz bir yaşamın anahtarı;nefsi terbiye, güzel ahlak, başkasının elindekinden yüz çevirmek. Her şeye zaman ayırıyoruz da sonsuz bir yaşam için ne kadar vaktimiz var; nefis terbiyesine kaç dakika ayırıyoruz, günde ne kadar tefekkür ediyoruz. Olmayacak bir çok şeyi dert ediniyoruz da sonsuz bir yaşamı hangi körlükten dolayı ıskalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonsuzluk düşüncemiz olmalı bizi hakikate taşıyacak. Sonsuzluk ancak iman ile aşılacak bir uçurumdur. İnsan beyni sonsuzluk karşısında çatlar. Aklın bir sınırı var;fakat sonsuzluğun bir sınırı yok. Sınırlı olanın sınırsız bir kavramı anlaması zordur. Bu sebeple Allah’a iman edip yürümek gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-9007819837342643353?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/9007819837342643353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=9007819837342643353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/9007819837342643353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/9007819837342643353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2007/03/sonsuzluk.html' title='Sonsuzluk'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633684688139018</id><published>2006-08-23T22:35:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:40:46.956+10:00</updated><title type='text'>Modern zamanın makamları</title><content type='html'>Oku kelimesinden Vuslata kadar tam 28 kelime. Şimdiye kadar 14 tanesini yazısı hazırlandı. Diğerleride gelecek inşallah. Bu kelimelerin esprisi biri yaşam dünyamıza girdiğinde arkadan hangi kelimenin/makamın geleceğini bilmiyorduk. Günceyi yazarken bir zaman gelince bir kelime ön plana çıktı ve bizde demek ki şimdi bu kelimeyi yaşıyoruz dedik.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;OKU  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;KALEM &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;DENGE &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;DOST&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; YÜREK &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;SAYGI &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;ŞAFAK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;HÜRRİYET &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İNSAN &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;VAKAR &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;TALEP &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;PAYLAŞIM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt; YAŞAMAK &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;HAKETMEK &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;AŞK&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633684688139018?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633684688139018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633684688139018' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633684688139018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633684688139018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/modern-zamann-makamlar.html' title='Modern zamanın makamları'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633646542073557</id><published>2006-08-23T22:33:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:34:25.543+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;AŞK&lt;br /&gt;Yüreğin şelale gibi akması, Ferhat'ın deldiği dağdan yuvarlanan taş, Mecnunun çöldeki ayak izi, HÜDAYİ' nin su ısıttığı gönül ateşi, Yunus'u halka sevdiren yürek dili, Mevlana 'nın ismini kainata aşkın piri yazdıran : AŞK.&lt;br /&gt;Bir rüyanın içindeyim; "bırakın beni" diyorum. Ve hemen yataktan kalkıyorum. Önce heyecanla pencereden dışarıya bakıyorum, güneşin doğmadığını;fakat doğmak üzere olduğunu fark ediyorum. Zaman kısa hemen huzura durmalıyım daha sonra güneşin doğuşunu seyredebilirim. İşte bu heyecan bir aşkın eseri; sabah vaktine duyulan ve esası daha yüce bir aşka ulaşmak olan sevgi.&lt;br /&gt;Yüreğimin derinliklerine yazdım.Yaşamın kendisi şiir, bakmasını bilene...Kainatın kendisi aşk sevmesini bilene...&lt;br /&gt;"Aşk ehli, zamana ve mekana yenik düşmez." Bu cümle bize zamanı mekanı aştıracak ve hayatın zorlukları karşısındaki duruşumuzu belirleyecek. Her zorluğun altından o bir ucu yücelere uzanan aşk denen kelime ile kalkacağız. Hangi mekanda yada hangi zamanda olduğumuz fark etmeyecek. Tüm rüzgarların yönleri o sihirli kelime ile değişecek. O güzel zaman da veya mekanda olsaydık cümlesinin yerine bu gün o güzel zaman ve mekandır, diyeceğiz. Yeter ki her ne yapıyorsak aşkla yapalım.&lt;br /&gt;O aklıma geldiğinde coşan yüreğim aşk türküsü söylüyor. Yaşayanlar ne güzel dillendirmişler bu aşklarını. Onların mahlukata karşı olan aşklarında üstün bir edep var. Hiçbir zaman aşkı kalp seviyesinden aşağı düşürmemişler.Bu üst seviyedeki aşkta insanı her zaman Yüce Yaratıcıya ulaştırır. Mahlukatı o güzellikte yaratan kim, sevecek yüreği veren kim? Herkese kendi güzeli en hoş olandır. Mecnunu yollara düşüren Leyla'yı görmek ister zamanın padişahı. Leyla huzura getirilir. Padişah bakar, mecnunun kendini bitirdiği Leyla bu mu diye sorar. Bu cümlesine karşı Leyla sus der, sen mecnun değilsin, olda bir gör. Kıssalar da anlatılır. Dervişin biri tekkeye gelir ve şeyhe bağlanmak ister. Şeyh kendisine, éhiç aşık oldun mu?" diye sorar. "Eğer aşık olmadıysan yüreğin yanmadıysa git aşık ol gel ki böylece aşıklığın nasıl olduğunu anlatabileyim" diye söyler. Aşkı bilmeyenin ilahi aşkı yaşamasının zorluğuna işaret eden bir kıssa. Bakmayın sizler şimdilerde "aşk" kelimesinin kalp altı seviyelerde hatta ayaklar altında ezildiğine aslı her zaman yücedir, üstündür.&lt;br /&gt;Sen aşkla bir iş yapmaya koyul, kainat seninle işbirliği yapar. Eğer bir işi yaparken huzur duyuyor ve mutlu oluyorsak o işe aşık olduğumuzu söylersek abartmış olmayız. Kendi adıma söylersem en çok sevdiğim iş, bir insanın hayra doğru yürüyüşüne şahit ve mümkün olduğunca da vesile olmak. Bu işe genel anlamıyla öğreticilik diyoruz. Bir de karşında gerçek bir talebe varsa öğrenmek ve öğretmek en büyük zevktir. Ben öğretmelik mesleğine aşığım diyebilirim.&lt;br /&gt;Seni aşka davet ediyorum. Ah! Şu ben var ya... Belki de tüm hayat mücadelemizde bizi en çok zorlayan imtihan sebebi. O ’nun menzilinden çıkan ben aşağılara doğru yuvarlanıyor.Bu yüzden sürekli kendimizi aşka davet etmeliyiz. Bugün yürüyüşümüzü ufuk çizgisinin ötesine doğru yapıyoruz. Yeni şeyler keşfetmenin heyecanı bizi sarmalamış, hiç görmediğimiz bir tepenin ardındaki alemi seyredeceğiz ve yeni ufuk çizgileri belirecek. Bu yürüyüş tüm perdelerin kalktığı vuslat gününe kadar devam edecek. Rabb'inin ipine tutunmuş olarak O'nun gösterdiği istikamette gönül erleri ile birlikte adımla dostum aşkla...&lt;br /&gt;Aşkın pirine söz vermeden aşkı anlatmak eksik kalır. Aşk eri Mevlana diyor ki: "Aşıklık ister nefsani olsun, ister ruhani olsun, sonunda bizi ötelere götürecek rehber, bir kılavuzdur." "Aşkı anlatmak, açıklamak için ne söylersem söyleyeyim, kendim aşka gelince, aşkı hissedince söylediklerimden utanırım."&lt;br /&gt;"Her ne kadar, dil ile açıklanması, anlatılması pek parlak ve aydınlatıcı da olsa, aşkın dile düşmemesi, söylenmemiş kalması ve gönülde duyulması daha parlaktır."&lt;br /&gt;"Her bahsi yazmakta koşup duran kalem, aşk bahsine gelince dayanamadı. Ortasından yarıldı." &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633646542073557?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633646542073557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633646542073557' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633646542073557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633646542073557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/ak-yrein-elale-gibi-akmas-ferhatn.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633639777465144</id><published>2006-08-23T22:32:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:33:17.886+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;HAKETMEK&lt;br /&gt;Denize göz kırpan yıldız, suda yansıyan ışık, zarif bir şekilde kollarını sallayan ağaç, su üzerinde yüzen gemi, gökyüzünde süzülen martı, balkonda yazan adam neyi hakedebilmenin mücadelesini veriyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş yolunu şaşırmış sendeleyerek uçmada. İnsan düşünüyor bir yerinde bir şey mi var, elimden ne gelir? İlk akla gelen onu yakalayıp tedavi etmektir. Çünkü uçarken onu tedavi etmek zordur. Yakalanıp bir kafese konulursa kuş hangi hale düşer? Onu gök yüzünde uçarken tedavi etmenin yolunu bulamaz mıyız? Düşünüyorum da kuşu uçarken tedavi etmeliyiz. Onunla birlikte sonsuzluğa kanat çırparak bu işi başarmalıyız.. Hem onunla semada dolaşırken yeni bakış açılarını da görme imkanımız olacaktır. En azından onun dünyasını anlayabiliriz ve uygulayacağımız tedavi sonuç verebilir. Birlikte uçmadan kendi dar dünyamızda birilerini tedavi etmeye çalışmak, onlara vesile olmaya çalışmak ne kadar doğru. Bugün düşlediğimiz insanı yetiştirmeyi hak edemiyorsak kuş misalini iyi düşünmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak edebilme mücadelesi nasıl başlar? İnsan önce neyi haketmeli? "And olsun gelip geçen zamana" ayeti bize nereden başlamamız gerektiğini öğütlüyor. İnsan önce "vakti kuşanmalı" Zamanı hak edebildiği ölçüde yaşayabilir insan. Gelip geçmeden içinde bulunduğu vaktin kıymetini bil ve yaşa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendisine sunulan nimetleri haketmeli. Nimetin hakkı nasıl verilir? Şükrederek ve paylaşarak nimetlerin hakkını vermeye çalışabiliriz. Bunca nimetin hakkını veremeyiz de en azından hangi yolda olduğumuz belli olur. Bir sağlık nimetinin şükrünü yapabilir miyiz? Ey! gözlerim, aklım,kalbim gördüğünüz ve görmediğiniz tüm nimetlere şükredin. Ve yaşantınızla bu teşekkürü gösterin.&lt;br /&gt;Bu dünyadaki serüvenimizde hakedebilme mücadelesi, bir başka alemin ve tüm alemlerin Rabb'i olan adil bir yaratıcının farkında olanlara...Bu yeryüzünde temiz kalarak geçebilirsek, güzel ve nezih bir alemi hak edeceğiz. Elbette oraya kendi elimizden gelenlerle değil ancak Rabb'in Rahmeti ile gireceğiz.&lt;br /&gt;Yaşadıklarımız hak ettiklerimizdir aslında. Neyi hak ediyorsa insan onu yaşıyordur. Kaç güzel insan tanıyorsak bizde o kadar güzeliz. Bu madde dünyasında hiçbir çıkar gözetmeden sadece Allah rızası için birbirini seven insanlar varsa alem yaşıyordur. İnsan farklı imtihanlardan geçtiği için bazen hak etmediklerini de yaşayabilir. Kendi eliyle hazırladığı bir bela değilse diğer alemde hak edeceği makamın işaretidir yaşadıkları.&lt;br /&gt;Bahane bulmayı bırakalım artık. Zaman bozuk, düzen bozuk, insanlar bozuk, her şey bozuk... Hak ettiğim bozukluksa o zaman bende mi bir bozukluk var diye düşünmeliyim. Hakikati yaşa, hayrı çoğalt, hizmet et, insanlara vesile ol... Sen etrafa hoş kokular yayarsan tüm kötü kokular yok olur gider. Gül olursan çöplükte de olsan seni koklarlar, oradan alır götürürlerde bir gül bahçesine dikerler, birazda sana can suyu verirler. Senin yolun ey dost her dem gülleşmekten geçsin.&lt;br /&gt;Kelimeler ile ilerliyoruz. Bu kelimeler yaşam duraklarımız. Oku ile çıktık yola ve şimdi haketme kelimesine ulaştık. Kelimeler ilerledikçe yazma alanımız daralıyor. Sanki her kelime hem aynı anlamı ifade ediyor hem de kendine özel bir anlamı var. Aynı çünkü hepsini ulaşmak istediği tek bir yer var. Farklı çünkü zirveye ulaşan pek çok yol var. Belki bizi adımlarımız zirveye ulaştıramayacak. Derdimiz O yakınlık mertebesine ulaşma yolunda olmak.&lt;br /&gt;"Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet / Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal" diyerek haketme kelimesini en güzle şekilde ifade eden medeniyetin ışığı büyük şair Mehmet Akif Ersoy'a rahmet diliyoruz. Rabb'im O güzel insanların yolundan ayırmasın ve güzellikleri hakedebilecek bir yaşam nasip eylesin tüm insanlığa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633639777465144?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633639777465144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633639777465144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633639777465144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633639777465144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/haketmek-denize-gz-krpan-yldz-suda.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633633897194721</id><published>2006-08-23T22:31:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:32:19.080+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;YAŞAMAK&lt;br /&gt;Selam, seherin güzelliğine,&lt;br /&gt;Selam, sabahın sessizliğine,&lt;br /&gt;Selam, yaşamın sahibine.&lt;br /&gt;Seherde yüreğe çekilen temiz bir nefes, gökte çanak gibi asılı duran hilalin cami penceresindeki görüntüsü, geçim derdinde ki işçinin kuşluk vaktinde servisini beklemesi, O'nun farkında olarak adımlanan yol, huzurda mutlu ulaşılan gece, karanlıklardan ulaşılan sabah: Benim için yaşamak bu!&lt;br /&gt;Güneş kızıl bir top gibi karşımda, şu anda ona bakabiliyorum. Fakat birazdan öyle aydınlanacak ki artık ona bakamayacağım. Yolun kenarında bir lokantada sabahı yaşıyorum.Önümden bir otobüs geçtiğinde bende başka düşüncelere geçiyorum. Mesela az önce Batman'a ilk geldiğim gün aklıma geldi. Ne güzel bir sabahtı yörenin kendine has küçük masalarında ve o masalara uygun sandalyelerinde oturmuş ve yine yazmıştım. Kimse de bana yabancı muamelesi yapmamıştı. Onlar nasıl Çanakkale'li ise bende Batman'lıydım bizi bir birimize bağlayan ortak değerlerimiz vardı. O değerler yaşandıkça korkma dedim kendime bizi kimse parçalayamaz. Çorbamı, çayımı içtim, yaşam rehberim Yüce Kitap 'ta yolculuk ettikten sonra yürümeye karar verdim. Uzun bir yürüyüş oldu. Üniversite kampüsü ile şehir merkezi arası biraz uzun bir yol, çoğu zaman dolmuş ile merkeze gideriz. İlk bulduğum çayevine oturdum. Buranın kendine has masaları olduğu söylemiştim. Burada yere yakın olmaya çalışıyorlar. Bu doğu medeniyetine has bir durum. Biz toprağa yakın olmayı severiz. Bir benzetmem de ifade etmiştim. "Batı betona, doğu toprağa benziyor." Bunu yaşantılarımızda görebiliriz. Ne zaman betonlar arasına sıkışmaya başladık aslında o zaman sendeledik. Yaşamak, adımladığın günü her dakikası ile hissetmektir. Yaşanmış bir günden kesit.&lt;br /&gt;Her yaratılmış varlığını devam ettirmek yani yaşamak ister. Bir mücadelenin adıdır, hayat. Kimi dünyaya geliş nedenini bilir, yaşamını bu nedene göre şekillendirir. Bir kısım arayış içindedir, her an güzelliğe açılan bir pencere bulabilirler ya da tutunamayanların yanına yazılır adları. Bazıları örtendir ve ruhları dahi örtülür. Dünyayı zevk ve eğlenceden ibaret görenlerde az değildir. Biz kendi yerimizi tarif etmeliyiz. Acaba ben nasıl bir hayat yaşıyorum? Belki de gerçek manada yaşmak bu soru ile başlar. Dünden bugüne kendi hayatıma ne ekledim? Her sabah tüm kainat yenilenirken biz yerimizde sayıyorsak yaşadığımızı söyleyebilir miyiz?&lt;br /&gt;Ben gerçekten yaşıyorum diyebilmesi için insanın nasıl bir hayat bir sürmesi gerekir? Bu soru bizi hakikat ölçüsündeki yaşama götürür. Rabbimiz bu dünyada nasıl yaşamamız gerektiğini işaretleri ile ortaya koymuş. Koyduğu ölçünün nasıl yaşanacağını göstermek için hakikati yaşayan insanlar, Peygamberler, göndermiş. Bize düşen bu izleri takip ederek huzurlu bir yaşama kavuşmak.&lt;br /&gt;Her insanın yaşadığı ve yaşamak istediği bir hayat vardır. Huzurlu insan yaşadığı hayatı düşlediği hayata en çok yaklaştıran insandır. En zor işlerden biri de bu düşlenen hayata ulaşmak. İnsan bu unutan eksik varlık bazen ayağı kayıyor ve düşüyor. Fakat eğer bir kere dahi yaşayabilmişse o düşlediği hayatı onun peşini bırakmayacaktır. Eskiler ilk namaz için insanın ağzına bir bal sürülür derler ve o tadı ömür boyu insan arar. İlk namazlarımızı hatırlıyor muyuz? Ben kendi irademle bilinçli olarak kıldığım ilk namazı hatırlıyorum. Ah! O lezzeti hala arıyorum. Bursa'da bir camiydi ve ben cemaatin en genciydim, henüz lise talebelik yapıyordum. Dostlarım bazen ayağımız kaysa da o tadı aramaya devam edelim. Gerçek lezzet Rabbin zikriyle huzur bulmaktır. İşte hakiki yaşamakta budur. O gönül insanları bu lezzet için diyarlar dolaşmış.&lt;br /&gt;Yeryüzü coğrafyasında yaşamış ve yaşatmış insanlar oldukça fazla. O güzel insanları örnek alarak daha güzel bir yaşama kapı aralayabiliriz. Yaşamak ve yaşatmak için oku ile başlayalım, vuslata ermiş olarak hayatı bitirelim.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633633897194721?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633633897194721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633633897194721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633633897194721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633633897194721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/yaamak-selam-seherin-gzelliine-selam.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633625771561777</id><published>2006-08-23T22:30:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:30:57.806+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;PAYLAŞIM&lt;br /&gt;Kalem susmuş...&lt;br /&gt;Her pazardan bir Pazar.&lt;br /&gt;Bekliyorum.&lt;br /&gt;Kalem dolsun ve yazsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılan bir avuca bırakılan soğuk demir para, yüreğe bırakılan esenlik, düşünceye açılan pencere, omuz omuza katlanılan hayat, O nun ipine tutunarak birlikte adımlanan yol, bir ekmeğin bölüşülen parçaları, kubbenin altına sığan yüzler, çoğalmanın yolu, gönülden verilen her şey: PAYLAŞIM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşmak; bölündüğünde dumanla birlikte kokusunun etrafı mis gibi doldurduğu ekmekle başlar. Ekmek emeği temsil eder. Kendisi aç iken yarım somun ekmeğini paylaşabiliyorsa insan, ulaşması gereken yerlere doğru yükseliyordur. “En sevdiklerinizden vermedikçe gerçek paylaşımı yaşayamayacağımızı” söylüyor bize Yüce Yaratıcı. Sofrasını insanlara açamayan başka ne paylaşabilir ki? Belki de en büyük sorunlarımızdan biri sofrayı bölüşmeyi öğrenmeden başka paylaşımların olabileceğini düşünmek.&lt;br /&gt;Paylaşmak çoğalmaktır. Fiziki anlamda bir şeyden verildiğinde eksilme olması gerekir. Fakat yaşayanlar bilir, elimizdeki bölüştükçe artar. Rabbimiz bire on vaat ediyor. Ne güzel ticaret, aklını kullananlar için. Kat kat fazlasını kazandıran böyle bir ticaret var mı? “Her geleni Hızır bil” diyen medeniyet insanı boş çevirmemiş. Paylaşma adına yüzlerce kurum oluşturulmuş bugün bile işaretlerini gördüğümüz vakıflar veren el olmanın üstünlüğünü yaşayan medeniyetin dikili anıtları. Cami kenarlarına taşa sıkıştırılan ve sadece ihtiyacı kadar muhtaçların aldığı açık kasalar nerede? Alanda verende üstün. Şimdi herkese daha çok para gerekli, acaba oraya elini atan bir kuruş bırakır mı günümüzde? Paranın taşa sıkıştırılacak basit bir meta olduğu anlaşıldığında yücelmeye başlayacak İNSAN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi de ancak paylaşmakla çoğalır. Bildiklerimiz sadece kafamızda kalırsa unutulur gider, bizimle... Birine bir şeyler anlatmaya çalışırken yeni bilgiler öğrendiğim çok olmuştur. Bu cümle aklıma nasıl geldi, şu kelime dudaklarımın arasından nasıl süzüldü? İnsan birbiri ile paylaştığı sürece yükselen İNSANDIR. Öğrendiklerini tohum gibi toprağa saçmak özel bir konum. Ne zaman çatlayacağı belli olmaz tohumun; fakat bir fidan olup yükselmeye başlarsa işte o zaman seyret alemi. Bildiklerini sınırsız olarak öğretmeye çalışan akl-ı selim daha çok ilim sahibi olacak. Bu sırrı bilenler öğreticiliğin zirvelerine ulaşmışlar. İsimlerini kitaplara sığdıramadığımız belki de bundan dolayı unutmaya başladığımız yaşamış ve yaşatmış insanlar biliyorlardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her işin başı edep. Paylaşmanın da bir adabı var. “ Sağ elin verdiğini sol el duymayacak” demiş büyükler. Hakikat ölçüsüne danışıp neyi, ne kadar, kime vereceğimizi öğrenebiliriz. “ En yakınından başla” der mesela. Yetime, miskine, yolda kalmışa, dula, borçluya ... Hak etmeyene vermek israf olur. Denizi testiye sığdırabilir misin? diye sormuş aşkın Piri Mevlana. Bu da bize bilgi paylaşımında ki ölçüyü gösteriyor. Karşımızdakinin kabına göre hareket etmeliyiz, anlayabileceği kadar bilgi vermeliyiz.&lt;br /&gt;Okuduklarımızı, yazdıklarımızı, dengeyle tartıp; dostlara yürekten saygı göstererek, her şafak vakti hür bir iradeyle İNSAN olmanın bilincinde vakarımızı koruyarak talep edenlerle paylaşabiliriz.&lt;br /&gt;Medeniyetimiz paylaşımın zirve noktalarını görmüş. Etrafımıza baktığımızda ilgisizlikten, tahripten yıkılmamışsa bir çok kurum ile yüz yüze gelebiliriz. Bu eserler nereden ortaya çıktı. Tüm yıkımlara rağmen ayakta kalan ve adım attığımız her coğrafyadan bize selam veren güzel işaretler. İnsanlar çok malım olsun diye biriktirseydi bu eserler olur muydu? Şu beldeye bir cami, medrese, han, hamam, kütüphane, çeşme, şifahane... yapmak isteyen gönül, hangi yüceliği içinde barındırıyor. İşte bu noktada biriktirme kültürü ile paylaşım medeniyetinin farkı ortaya çıkıyor. Bugün dünyada açlık, hastalık, cehalet, ruhsuzluk hakimse biriktirme kültürü geçici hakimiyetini kurduğu içindir. Bölüşmenin medeniyeti hakim olduğunda bir tek aç varlık kalmayacak.&lt;br /&gt;Tüm güzel insanları medeniyetimizi tekrar ihya etmeye çağırıyoruz. Bizler sofralarımızı, gönüllerimizi, bilgilerimizi paylaşabilirsek hem bu dünyada hem de diğer alemde aziz oluruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633625771561777?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633625771561777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633625771561777' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633625771561777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633625771561777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/paylaim-kalem-susmu.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633619719542717</id><published>2006-08-23T22:29:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:29:57.323+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;TALEB&lt;br /&gt;Bir nefes çektim,&lt;br /&gt;Sen geldin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen geldin,&lt;br /&gt;Her şey geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yaşlı amcanın mırıldanan dudakları, gençliğinde göz yaşı ile işlediği beyaz tülbendini başına örtmüş o tatlı ninenin gözleri, çocuğun minik elleri, genç bir insanın dalgalanan yüreği: DUA.&lt;br /&gt;“Duanız, ibadetiniz yoksa Allah sizi ne yapsın.” Rabbimiz bir işaretinde bizlere böyle sesleniyor. İstemesini bilmeyeni, kulluğunun gereğini yerine getirmeyeni bir hiç olarak görüyor, Yüce Yaratıcı. Varlığımızın kanıtı olarak talep etmemiz gerekiyor. Neyi talep edeceğiz? Herkes kendi ihtiyaç duyduğunu isteyecek. Neyini eksik olduğunu düşünüyorsa onu isteyecek.&lt;br /&gt;“Sen hiç istemedin ki dostum , isteseydin her şey olurdu” diyor bir gönül insanı. Bizler çoğu zaman istediğimizi sanıyoruz.;fakat gerçekten isteyen adamın hali üzerimizde olmuyor. Dudaklardaki mırıltı kalbe inmedikçe, tüm zerrelerde harekete geçmedikçe , istemenin faydasız bir eylem olduğunu gösteriyor bize hayat. Şunu çok istiyorum ... cümleleri eksik kalıyor.&lt;br /&gt;İstemek bedel ödemektir. Hiçbir bir şeyden vazgeçmeden talebimize ulaşmamız kolay görünmüyor. Kolay bulunan her şeyin kaybetmenin başlangıcı olduğu hakikat olarak karşımızda. Zorluğun yanında ki kolaylık ise mücadeleye verilen esenlik.&lt;br /&gt;Öğrencilerime her zaman talebe olmayı tavsiye ederim. Öğrenci olmak ile talebeden olmak arasındaki fark büyük bir dağın adı. Bugün yeterli eğitim verilemediğinden bahsediliyor. Talep yoksa öğrenmenin de olması düşünülemez. Bir öğretici önce öğrencilerini talebeden/dua yapan/ isteyen insanlar haline getirmeli. Karşınızdaki öğrenmek istemiyorsa ne yapabilirsiniz ki! Tek çareniz onda bir istek uyandırabilmeniz.&lt;br /&gt;Zorla istemeden verilen her şey israf edilmiş olur. Cennet bile bize bedelsiz verilseydi ne değeri kalırdı. İsteksizin elinde ne varsa değersizleşir. Duasız her ne varsa bir hiçten ibarettir. Müşterisiz bir satıcının çok malı olsa da o müflistir.&lt;br /&gt;İsteyen bir kul olmak için; edep ile kapıdan geçip kainattaki ayetleri okuyacağız, kalemin mürekkebi dolduğunda yazacağız, denge yol göstericimiz olacak. Talebe cevap ancak dosttan gelir.yürekten dua edeceğiz. Saygı ile eğileceğiz. Şafak duanın özel vakti. Akıl vicdan hürriyeti olmadan talebe olmak zor. İnsan olmak gerekli. Vakar ne istediğini bilen kişi.&lt;br /&gt;Ne olmak istiyorsan sen osun. Hayattan neyi talep ediyorsan sana o verilecek. Duaların kadar hak edeceksin. O zaman neyi istediğimize dikkat etmeliyiz. Hayattaki önceliklerimiz bizi hemen ele veriyor. Fırsatı bulduğunda önce Paris'e gitmek isteyecek olan ile Mekke'ye gitmek isteyen arasında fark olmalı. Sabah vaktinde küçük köpeğini parkta gezdiren kişi ile çocuğunun minik ellerinden tutarak onunla kuşluk vaktini adımlayan İnsan, bir baba bir anne, arasında fark olmalı. Minik ellerinde koca bir dünya gibi simit tepsisini taşıyan çocuğun hayattan istekleri farklı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesneviden seçmeler:&lt;br /&gt;"Sen Allah'ın verdiklerine razı olmadıkça, rahat etmek, kurtulmak ümidi ile nereye kaçsan, orada karşına bir afet çıkar, bir bela gelir, sana çatar."&lt;br /&gt;"Dünyanın hiçbir köşesi canavarsız ve tuzaksız değildir. Hakkı gönülde bularak ve ona sığınarak, onun manevi huzurunda yaşamaktan başka kurtuluş ve rahat yoktur."&lt;br /&gt;Mevlana &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633619719542717?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633619719542717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633619719542717' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633619719542717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633619719542717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/taleb-bir-nefes-ektim-sen-geldin.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633609375318801</id><published>2006-08-23T22:27:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:28:23.730+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;VAKAR (ONUR)&lt;br /&gt;Kibir ile alçaklığın arasından geçen ince çizgi, yücelikler içinde sükunet, ezmeyen heybet, insanı yükselten sabır, insanın durması gereken O NUR’LU yer, iblisin ve yol arkadaşlarının ayağının kaydığı ve öğrenemediği kelime “Vakar”.&lt;br /&gt;İnsanın vakarını koruyabilmesi ancak kendini bilmesi ile olabilir. İnsan ya alçakların en alçağına yuvarlanır ya da yücelerin en yücesine yaklaşır. İnsan vakarını nasıl koruyabilir? Kendi ile barışık, kendi özünü tanıyan insan derdini sadece Rabb’ine açan insan haysiyetini koruyabilir. İnsanların elindekinin peşinde koşan haysiyetini koruyabilir mi? Kendi zenginliğinin farkında olmayan nasıl vakarlı olabilir?Gerçek zenginliğin ne olduğunu bilmeyen nasıl şerefli bir makama ilerler.&lt;br /&gt;Eğilmeden, bükülmeden kıyam eden kaç insan kaldı? Haysiyeti madde karşılığı satmayan kaç insan kaldı? Vakarın maddesel bir karşılığı var mı? Paha biçilen bir değeri var mı? İnsan ne karşılığı haysiyetini satabilir? İşte insan garip varlık, özünü kaybeden insan içi boşalmış bir yığın et ve kemik. Et alınır, satılır.&lt;br /&gt;Sadece insanlar değil , aileler, toplumlar, devletler de haysiyetlerini kaybedebilirler. Bugün batılı devletler karşısında şerefini kaybeden pek çok devlet var. Vakarını kaybeden karşısındakine benzemeye çalışır, böylece özünden kopmaya başlar. Önce kendinden kaçar. Kendinden kaçtıkça daha çok haysiyetsizleşir. Bugün kendini aydın diye göstermeye çalışan zevatın batı karşısındaki durumu; betona toslayan sineğin misaline uymaktadır. Bugün savaş çeşitleri çoğaldı; psikolojik ve kültürel savaş en etkin silah. Bizleri harp meydanlarında yenemeyenler masa başında, düşüncelerimizde, yüreklerimizde yenmişler ve yenmeye devam ediyorlar. O zaman önce yürekleri ve düşünceleri esaretten kurtarmalıyız. Bu ancak bizi biz yapan değerlere sarılmakla olur. Artık birilerine bahane bulmayı bırakıp üstümüze düşen her ne ise en kaliteli şekilde yapmalıyız.Yoksa aynı ağızla konuşup yeri geldiğinde kendi alçak çıkarlarımızı önemseyip vakarlı olamayız.Vakarlı olabilmek için Hakikati görmeli ve Hakkı üstün tutmalıyız.&lt;br /&gt;Kendimizi ve medeniyetimizi güçlü bir biçimde ifade edemezsek her zaman haysiyetimiz ile oynanabilir. Geçen gün ilköğretim öğrencileri ile medeniyet dersinde İslam düşünürlerinden bahsettiğimiz esnada 6.sınıf öğrencim; “ peki hocam böyle düşünürlerimiz vardı da neden şimdi geri kalmış bir ülkeyiz”dedi. Soruya karşılık soru sordum bende; kime karşı geri , neye göre geri bir ülkeyiz, oldu. Masum insanları öldürmek mi ilericilik? İnsanlığı sömürmek mi ilericilik? Batı gerçek yüzünü masum çocukların ellerine bıraktığı bombalarda gösterdi. Batıcılar bile batıyı savunmakta zorlanıyorlar. Ve bir bölünme var. Gizli gizli insan hakları demokrasi kelimelerinin arkasına sığınarak sömürmek varken açıktan açığa işgal yalanlarımızın sonu olur diyenler de var. Öğrencilerim derin düşüncelere daldılar. Kendilerince yorumlar getirmeye başladılar. Belki de böyle cevap beklemiyorlardı. Şimdiye kadar duydukları ile çelişen bir cevaptı. Eğer Büyük Osmanlı Devleti sömürmediği , devlet içinde ki farklı ırkları yok etmediği , mazlumlara kucak açtığı için çökmüşse bu ne onurlu çöküş. Biz hala sömürmeyi öğrenemediğimiz için madde planında geri kalıyorsak bırakın kalalım. Sömürmeden , ezmeden şerefli bir yükselişin yollarını aramalıyız.&lt;br /&gt;“Vakar”ı yitirmek istemiyorsan; geçmişini ve geleceğini “oku”malısın, “kalem”elinde olmalı, kibir ile alçaklığın ortasındaki “denge” noktasını bulmalıyız, “Dost” bizimle olmalı, “yürek”ten yaşamalıyız, karşımızdaki insana “saygı” duymalıyız, her “şafak” yenilenmeliyiz, “hürriyet”imizi korumalıyız, “İNSAN” olmanın sırrına ermeliyiz.&lt;br /&gt;“Asıl şeref, Allah’a Onun elçisine ve inananlara aittir.Ama ikiyüzlüler bunun farkında değil ” diyor yüce Yaratıcı. İnanan olmalıyız ki şerefli olalım. Vakarlı insanlara ihtiyacımız var. Ayağı yere sağlam basan, kendini ve medeniyetini bilen kişilikli yüce gönüllü insanlara yeryüzü her çağdan daha fazla muhtaç. Bizlerin derdi çağın ihtiyaç duyduğu bu İNSAN’I yetiştirmek olmalı. Bütün imkanlarımızı bu konuya seferber etmeliyiz. Sancağı eline alacak insan kalmazsa işte o zaman bir vatan bir millet bir medeniyet çöker. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633609375318801?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633609375318801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633609375318801' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633609375318801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633609375318801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/vakar-onur-kibir-ile-alakln-arasndan.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633600573651444</id><published>2006-08-23T22:26:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:26:45.866+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;color:#ff0000;"&gt;İNSAN&lt;br /&gt;Toprağa gizlenmiş sır, kabuğa konulan inci, muhabbete açılan kapı, zıtlıklar içinde yücelik, unutuş ve hatırlayış, sevgi ve muhabbet, düşmenin ve yükselmenin adı : İNSAN.&lt;br /&gt;İnsan tarih boyunca kendini aramış ve şimdi ismini arıyor. Geliş ve gidiş serüvenini öğrenmeye çalışıyor. Zaman içinde insan öz bakımından değişmemiş. Bazen sütunlar dikilmiş yeryüzüne bazen yazı yazmış duvara, deriye, kağıda... Tüm bunlar kendini unutturmama derdi olmuş insanın. İnsan ölünce unutulur demiş büyükler. Neden şahit olan ölmez? İnsan ancak kendini aşan eserlerde yaşar. Yeryüzünden bir çok insan geldi geçti kimlerin ismi aklımızda?&lt;br /&gt;“İşin gerçeği şu ki biz insanı; aceleci, tahammülsüz, sabırsız, hırslı yarattık” der, Yüce yaratıcı insanın gerçeğine ışık tutan bir ayetinde. Başka bir ayette insanın nankör olduğunu ifade eder. Bir başka işarette; "biz insanı en güzel biçimde yarattık" der. Meleğin secde ettiği insan ile hayvanlardan aşağıya düşen insan arasındaki mesafe uzun bir yolun adı. Her insan bu yolu adımlamalı, atası Adem gibi. Hepimizin eline bir yasak meyve verilmiş. Böyle başlar yüceleri hak etmenin yolculuğu. İnsan sarayında kalsa bilir miydi kıymet? Ayrılık olmasa ne olurdu vuslat. İnsan tüm özelliklerini hakikat arayışı için kullanırsa Rabbin yardımıyla Hakka yaklaşacaktır.&lt;br /&gt;Toprağına kavuşan insan iki çekim kuvveti arasındadır. Bir takım özellikleri ile toprakta kalmak ister. İçine üflenen yücelik ile de vuslatın yoluna arar. Çamurda boğulan insana bir hatırlatma her zaman gelmiş. O'na yüceliği göstermek için işaretler gösterilmiş. Kimi özünü görmüş arınmış ve yaklaşmış. Kimi örten olmuş aslını gizlemiş.&lt;br /&gt;İnsan önce kendini bilmeli. İçindeki gizli güzellik sırrını ortaya çıkarmalı. Yürek aynasını parlatmalı ki diğerleri bu aynada insanlığını görsün. Kirli bir elle insanları temizlemeye çalışmak ne garip! Kanlı bir elle insanlara hak vermeye çalışmak ne acı! Tamam insanlıkta buluşalım; fakat temiz ve kansız ellerle...İslam bir çağrıdır, insanlığın en güzel değerlerde bir araya gelmesini ister. Bugün modern çağın ağzında gevelediği fakat bir türlü icraatlarında göremediğimiz insan hakları hakikat ölçüsünde İSLAM MEDENİYETİNDE bulmuştur ve bulmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;Kuşluk vaktinde bir parkta oturmuş insanı yazarken. Önümden geçen insan manzaralarını izliyorum. İşte insan ne garip! İhtiyaç fazlasını tüketir, birde o fazlalığı eriteceğim diye yorulur. Bizler sabahı unutmaya başladık. Önceleri yaşamak için çıkılırdı kuşluk vaktine. Şimdi spor yapmak için. Bir yandan insan ümitleniyor. Sabahın değeri tekrar anlaşılıyor. Fakat gerçekten anlaması gerekenler sanırım hala uyuyor. Dostlarım sabahı biz yaşamalıyız ve yaşatmalıyız. Zikir sesleri kuşların zikrine karışmalı.&lt;br /&gt;Aile kurumumuzu daha da güçlendirerek yaşatmaya devam edersek, çağın ihtiyaç duyduğu İNSANI yetiştirebiliriz. Eğer gelecekte söz sahibi olmak istiyorsak; çağın problemlerini anlayan ve bunlara çözüm üretecek aklı ve vicdanı temiz insanı yetiştirmeliyiz. Geçmişte nasıl kaliteli insan yetişmişse bugünde yetişebilir yeter ki tüm topluluklar bu konuda birbirlerini desteklesinler.&lt;br /&gt;"Oku"yan , "kalem" ile yazan, kendinde ve kainatta "denge" noktalarını gören, "dost" u arayan, "yürek"ten seven, "saygı" gösteren, her "şafak" ile tekrar doğabilen, seçme "hürriyet"inin farkında olan "İNSAN" bu hayat denen uzun, hakikat ölçeğinde kısa yolu geçerek vuslata erecektir.&lt;br /&gt;Ben insanım ; eksiklerim ve fazlalıklarımla bir İNSAN. Zaman geliyor düşüyorum zaman geliyor yükseliyorum. Ama beni nelerin yükselttiğini iyi biliyorum. Beni nelerin düşürdüğünü de iyi biliyorum. Fakat bazen bilmeden de yanlış yapıyorum. Her gün yeni bir öğrenmenin adı. Rabbim tut ellerimizden. Bizim temiz bir şekilde huzuruna varmamızı sağla...&lt;br /&gt;Amin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633600573651444?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633600573651444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633600573651444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633600573651444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633600573651444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/insan-topraa-gizlenmi-sr-kabua-konulan.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633592904912687</id><published>2006-08-23T22:24:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:25:29.146+10:00</updated><title type='text'>HÜRRİYET</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;O gün güneş farklı doğmuştu. “Oku” düşündü yörüngesi belli olduğu halde güneş bile farklı doğuyorsa... “Kalem” yazdı. “Denge”, hayatın en az iki kefesi olduğunu söyledi. “Dost” gibisi var mı? “Yürek” insanın özü. Her düşünceye “saygı”. Nöbet değişimi “şafak”. Ve şimdi sınırlar içinde sonsuzluk,beden hapishanesinden ruhun azat edilmesi: “hürriyet”.&lt;br /&gt;Hürriyet : insanın istediğini yapma veya yapmama iradesi; istediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan hukuk dairesinde yapabilme hali ; mahkum, tutuklu olmama hali; yabancı bir devletin hakimiyetinde olmama hali ; herhangi bir dış baskıya kapılmadan karar verebilme hali ; bütün bağlılıklardan kurtulup Allah’a kul olma hali.&lt;br /&gt;Hürriyeti sınırsız yaşama biçimi olarak anlayabilir miyiz? Herkes sınırsız yaşarsa ne olur? Başına buyruk olmak, hiçbir kural tanımamak özgürlük müdür? Farklı sorular da sorulabilir. Çok boyutlu değerlendirilmesi gereken bir kelime hürriyet. Biz sadece kendi penceremizden görebildiklerimizi yazabileceğiz. Sokaktaki insanda farklı cevaplar verecektir. Kişinin ;yaş gurubuna, sosyal çevresine, değer yargılarına, eğitim seviyesine göre cevaplar farklılaşacaktır.&lt;br /&gt;İnsanların bile açıkça mal gibi alınıp satıldığı dönemlerde hür kelimesi daha bir anlamlıymış. Kölelik ve hürriyet iki zıt kelime. Günümüzde açıktan açığa kölelik kalmadı. Çünkü insan haklarına ters! Hani şu bazı yerler bombalandığında sessiz kalan, bazı yerler bombalandığında gürültü çıkaran insan hakları! Modern dünyada açıkça ifade edilmiş bir kölelik yok; fakat gizli bir kölelikten bahsedebiliriz. Bağımlıklarımız, zaaflarımız bizi köleleştiriyor. Aklı hür, vicdanı hür kaç insan kaldı? Köleliğin en kötüsü de ruhu bedene yani nefse teslim etmek.&lt;br /&gt;Rabbimizin bize verdiği seçme hakkını iyi kullanmalıyız. O hesap gününde ben seçtim diyebilecek cesaretimiz olmalı. O gün şu benim yerime seçmişti diyerek kurtulamayız. Rabbimiz bize seçme kolaylığı sağlamak için tüm imkanları sağlamış. Yeter ki aklımız ve vicdanımız hakikati görecek berraklıkta olsun.&lt;br /&gt;Bizlerde birilerine vesile olabilir kilidi açacak anahtarın dişlerinden bir kaçını yapabilirsek ne güzel. Birilerini arkasından iterek bir yerlere götürmek zordur. Hakikati önüne anlayacağı şekilde koyabilirsek ona en büyük iyiliği yapmış oluruz. Önce kendimiz hakikati görmeliyiz ki insanlara en güzel şekilde sunabilelim. Ve her zaman birine vesile olmanın öncelikli olarak kendimizi zenginleştirdiğini unutmayalım. Böylece hayra vesile olamasak bile kendimize yardımcı olduğumuz için hayal kırıklığı yaşanmaz. Kişinin hayra yönelmesi iradesine kalmış. Bu hakkı ona Allah (c.c.) vermiş. “Seçme hürriyeti”, o görkemli dağların bile karşısında eridiği yüklenmeye cesaret edemediği “özgürlük”.&lt;br /&gt;Haydi dostum uçur kelimeleri .Bütün kelimeler birer martı olsun.Deryaların üzerinde hakikatin sırrını arasın.&lt;br /&gt;Ben bu sabah yeniden doğmaya karar verdim. Işığım az, hürriyetim kısıtlı. Fakat ruhumun uçuşunu da engelleyemezler ya! İşte şurada küçücük bir pencere var. Ben ruhumu oradan kanatlandırdım sonsuza... Bedenler hapis olur; ama ruhlar asla... Ruhu ancak biz hapsederiz. Ruhu hapsetmek içinde içeride ya da dışarıda olmak önemli değildir.&lt;br /&gt;“Dışarıdaki hapislere inat içeride ruhu özgürleştirebilmek.&lt;br /&gt;Ben hayatı iki noktadan görmek istedim. En çok kendimde ve çevremde bu iki yerdeki kilidi kırmaya çalıştım. “Gönül ve akıl kilidi.” Biz göremesek de yüreğimiz ve düşüncelerimizde iki büyük asma kilit var. Bu kilitlerin anahtarları nerede? Aklımızın kilidinin anahtarı alimlerin ellerinde. Kalbimizin kilidinin anahtarı da gönül erlerinin parmaklarının ucunda. İki anahtarı bir elinde tutanlar da var: Peygamberler ve onların varisleri İnsan-ı Kamiller.&lt;br /&gt;Kır bu dünyanın sana taktığı tüm kilitleri ve yaşa sadece RABBİNE kul olarak Aşk-ı Muhabbetle...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633592904912687?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633592904912687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633592904912687' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633592904912687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633592904912687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/hrriyet.html' title='HÜRRİYET'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633583703374548</id><published>2006-08-23T22:22:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:23:57.140+10:00</updated><title type='text'>ŞAFAK</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;Yeniden başlamanın adı: “şafak”. Ölüp dirilmenin işareti. “ölmeden önce ölmenin” sırrına ermenin yolu. Her başlangıcın adı da her bitişin adı da şafak. Güneş batmadan önceki kızıllık. Güneş doğmadan önceki karanlık. Sonun ve başlangıcın işareti. İki şafak arası yaşanır hayat. İki vaktin sınırı iki namaz. Biri güzeldir, fakat yorgun... Diğeri yeni bir başlangıçtır. Şafak en çok seher ve kuşlukta anlam bulur.&lt;br /&gt;Sadece bilenlerin ayakta olduğu vakitte kalkıp yavaş adımlarla, sessizliğin kırılmasından korkarak , suya doğru ilerliyorum. Ve sonra suyun berraklığında yüreğimin kirlerini arıtarak, dünya ile en çok temas eden uzuvlarımı yıkıyorum. Üzerime ağırlık yapmayacak birkaç eşya ile yeniden doğmaya hazırlanan güne ilk adımı atıp, henüz kimsenin solumadığı havadan bir nefes huzuru, kalbin garip köşesine dolduruyorum. Daha hiçbir vasıtanın çiğneyemediği yoldan, O’ nun ipine sarılmanın verdiği güvenle ulvi çağrının geldiği yöne ilerliyorum. Dudaklarımdan tesbih tanelerini geçirerek Kabe’nin şubelerinden birinin önüne geliyorum. Merdivenlerden yukarı çıkarken her basamakta bir ben kalıyor. Göremediğim meleklerin arasında geçerken onların gülümsemelerini yüreğimden geçen tarifsiz duygularda hissediyorum. Ah! O mekanın havası bir başkadır, seher vaktinde daha bir başkadır. O vakitte okunan Kuran’ın farklı olması gibi. Dizlerin üzerine doğru çökerken, ağırlıktan değil hafiflikten dolayı, farklı bir sükunet kaplar her yeri. Orası sessiz, orası zinde, dilin henüz söyleyecek sözü yoktur. Fakat arınamamışsan dünün kiri bulaşmışsa üzerine yüreğin boğulur. Eğer başarabilirsen dünü yerinde bırakmayı işte o zaman kavuşursun ve kalp konuşur. Kıyam, kıraat, rüku, secde; yaklaş ve yüksel.&lt;br /&gt;Vuslata ermişsen, kuşluk vaktine güzel bir adım atarsın. O mekanın havası başkadır dedik ya! O mekandan çıkılan hayatın havasıda bir başkadır. Şimdi tefekkürü koyulaştırma zamanı. Zinde adımlarla kentin betonlardan arta kalmış yeşil alanlarından birine doğru ilerlerim. Cennet bahçelerini hatırlatan yeşil ile çevrili, göğün mavisinin altında hilalden dolun aya yolculuk...Ve bir an dünyaya dönersin kumrular senden korkar, sen onların kanat çırpışlarından irkilirsin. Ve hala tam arınamadığım için kumrular benden kaçar. İstersin ki kumrular ve diğer kuşlar dostum olsun; fakat olmazlar. Çünkü sen olmamışsın. O güzel cümle dökülür dudaklarının arasından. “Ol da bekle.” Zamanla kumrular yanına sokulurlar. Belki de senin üzülmemen için gelmişlerdir.&lt;br /&gt;Güne erken başlamanın bereketiyle bir mekan daha ziyaret edebilirsin ve dostlar varsa yanında onlarla çayın demine muhabbeti ortak edersin. Sabah medeniyetinin vazgeçilmezleri; sabahı bilen çorbacılar ve çay ocaklarıdır. Buralardan akacak muhabbet bizi kendi damarlarımıza ulaştırır. Seher vaktini, kuşluk vaktine ekleyip ismine şafak dersek ve bu güzelliği sonraki kuşaklara aktarabilirsek ne mutlu.&lt;br /&gt;Benim için yaşamak bu!&lt;br /&gt;Şafağın sahibi var.&lt;br /&gt;Kelime zincirini bağlayalım. “Oku” kainattaki işaretleri. “Kaleme” al tüm gördüklerini. Terazini kur ölç: “Denge”. İnsan insana muhtaç, insan önce RABBİNE muhtaç: “Dost” . Bir et parçası ama o güzelse her şey güzel: “yürek”. Hayat ona muhtaç: “Saygı”. Ve bu yolda temiz ölmek, güzel yaşamak için yeniden doğmak şart işte bu; ŞAFAK.&lt;br /&gt;Şafak medeniyetine sahibiz. Doğuşu ve batışı bizim gibi yaşayan az. Bizler şafaktan uzaklaştığımız kadar medeniyetten ve Medine’den uzaklaşıyoruz. Bugün yeniden medeniyetimiz ile buluşma noktamız;”Şafak”. Çocuklarımıza sabah ezanını dinletmeliyiz. Seher vakti bülbüllerin seslerine çocuk sesleri de karışmalı. O vakitte yapılan secdenin farkını hissettirmeliyiz ki medeniyetimiz yeni yüreklerle doğuşunu yaşasın.&lt;br /&gt;Şafak vakti bizi yorgun düşürmek, doğmadan öldürmek, dirilişimizi ertelemek isteyenler var. Bizler uyanık kalmaya mecburuz.&lt;br /&gt;Diriliş, yaşamak, medeniyet, rızk, kendimiz ve her şey için; “ŞAFAK”. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633583703374548?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633583703374548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633583703374548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633583703374548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633583703374548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/afak.html' title='ŞAFAK'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633569289523711</id><published>2006-08-23T22:21:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:21:33.010+10:00</updated><title type='text'>SAYGI</title><content type='html'>Güneş yeniden doğmaya hazırlanıyor. Biz yeniden doğabilecek miyiz? Çürüyen yerlerimizi onarabilir miyiz? Gönlümüzü yenileyebilecek miyiz? Ben kendime daha sıcak yüz; insancıl, “saygılı” yürek istiyorum. İnsanlar sadece insan oldukları için değer verilmeyi hak ediyor. Birlikte düşünmek istiyorum. Dokunabildiğim her gönüle bir denizci feneri yerleştirme erdemini gösterebilmeyi diliyorum. “Yaratılanı Yaradan için sevmek.” Saygı kelimesi bu cümlelerin içinde gizli.&lt;br /&gt;Her şeyin başı “SAYGI”. Saygı yoksa hiçbir şey olmaz. Okuduk , kalemi elimize aldık. Kainatın denge noktalarını görerek hakikat sırrına yolculuğa başladık. Yolculuk bizi dostluğa götürdü. Birbirimize baktık ve yüreklerimiz selamlaştı. Saygı bu ortama eşlik ederse muhabbet artar. Fakat saygı olmazsa tüm değerlerimizi kaybederiz.&lt;br /&gt;İnsan önce RABBİNE saygı göstermeli. Ben namaz ibadetini saygı gösterisi olarak algılamışımdır. Neden secdeye kapanıyoruz. O’ nun kudreti karşısında eğiliyoruz. Korktuğumuz kadar saygı ve sevgide duyuyoruz. Secde saygının doruk noktası.&lt;br /&gt;Bir ilim adamı yanımıza geldiğinde kendimizi toparlarız. Bu şekli bir hareket değilse o kişiye duyduğumuz saygının ifadesidir. Tabii ki ilme saygımız varsa ilim adamına saygı gösteririz. Bu şekilde örnekleri çoğaltabiliriz hayatımızın her noktasında saygı var; eğer saygın biri isek.&lt;br /&gt;Her şeyin yapmacığı olduğu gibi saygı göstermenin de sahteliği olur. Sadece durum gereği saygı gösteriliyor bu davranış yürekten yapılmıyorsa belki de en büyük saygısızlıktır.&lt;br /&gt;Eğitim ve öğretimin başı da saygı. Saygı duymadığımız birinden hiçbir şey öğrenemeyiz. İlmine ve kendisine saygı duyduğumuz biri bize pek çok şey öğretebilir. O zaman burada şu da çıkıyor; öğretici saygın olacak. Neden “edep ya hu” demiş büyükler. Eskiler neden hep terbiye yani eğitimden dem vurmuşlar. Bazen terbiyenin abartıldığı olmuş mu? Tabii ki olmuş;ama hepsi daha iyi bir öğretim için. Çağımızda yeterli eğitim veremediğimizden yakınıyoruz.Acaba neden ? Bu konuyu yeterince düşünüyor muyuz ? Dış gelişmeler de çok yollar aldık. Teknolojik açıdan geliştik, imkanlarımız çok her tarafımız bilgi;fakat bir şeyler eksik.Dedik ya saygı yoksa hiçbir şey olmaz. İnsanın dış koşullarını geliştirdiğimiz kadar ruhunu geliştirmezsek... Kabuğuna bakılınca güzel içini açınca çürük cevizlerle çok karşılaşırız.Eğitim edep ile başlar saygı ile biter.&lt;br /&gt;Saygı bir anahtardır her kapıyı açar. Yeter ki yürekten gösterilsin. Karşımızdaki bizde edep uyandırıyorsa saygısız davranamayız. Bu cümle ile olayın başka bir yönü ortaya çıktı. Bir gün Fatih Sultan Mehmet Hocası Akşemsedin’i ziyarete gider,yanında vezirleri de vardır. Hocasının yanına girdiğinde hoca ayağa kalkmaz. Fakat başka bir gün Hocası onu ziyarete geldiğinde hemen ayağa kalkar. Bu durumu gören vezirlerinden biri sorar: “Padişahım o size bu kadar iltifat göstermemişti siz neden böyle davrandınız?” Çağ değiştiren Fatih; “O muhteremin öyle bir havası var ki ben iradesiz olarak hemen kendimi ayakta buluyorum.” İşte bir hoca öğrenci ilişkisi. Üstün bir Hoca kutlu bir öğrenci. Daha önce de belirttik biz ne kadar saygınız önce bunu araştırmalıyız. Akşemseddin gibi hoca olursa Fatih gibi öğrenci ortaya çıkar. Saygın olmayan biri kendisine zorla saygı isterse bu da bir çeşit terbiyesizliktir. Karşımızda ki bize saygı duymadığında önce kendimize bakacağız, bu adam bana neden saygı duymadı? Acaba problem bende mi, yoksa onda mı? Ama önce problem bende mi?&lt;br /&gt;Güneş doğdu görmesem de doğduğunu biliyorum. Bir şeyin var olduğunu bilmek için ille de görmek gerekmiyor. O’ nun işaretlerini görmek yeterli. İşte RABBİMİZ’İN işaretleri ile saygın bir hayat sürebiliriz. Gelişmek, yol almak istiyorsak önce “saygı” göstereceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633569289523711?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633569289523711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633569289523711' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633569289523711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633569289523711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/saygi.html' title='SAYGI'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633557062655775</id><published>2006-08-23T22:13:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:19:30.740+10:00</updated><title type='text'>YÜREK</title><content type='html'>YÜREĞİN GÜLMESİ&lt;br /&gt;Siz hiç yüreğinizin güldüğünü hissettiniz mi? İnsanlar kalbim karardı, ruhum daraldı derlerde , nedense yüreğim aydınlandı, ruhum güldü demezler. Son zamanlarda diyecektim, bu cümleyi kurmaktan vazgeçiyorum, çünkü alışkanlık olmuş günü yaşamaktan kaçarak eskiyi kutsamak. Eski zamanlarda ruhu siyahlaşan da vardı, yüreği gülenler de vardı, şimdi olduğu gibi. Fakat medeniyetimizden yeterice beslenildiği zamanlarda kalbi huzurda olanlar daha fazlaydı, diyebiliriz. Bugün de bizi yükselten değerlere sahip çıkabilirsek, kısa sürede çağın vebası iç karanlığını, aydınlığa çeviririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşantılarımızı incelediğimizde üzüntüleri paylaştığımız kadar mutlulukları paylaşmıyoruz gibi geliyor bana. Tıpkı her gün olumsuz binlerce olay gösteren medyada bir tek güzelliği görmenin zor olduğu gibi. Acaba mutlu olduğumuz zaman hiç yaşamıyor muyuz? Olumsuzluk yaymak yeni bir moda mı yoksa? Bu kadar çok olumsuzluğun sunulduğu yerde yüreğin gülmesinden söz etmek zor. Bakın yazının bu bölümü bile olumsuzluklarla doldu sanki. “Güzel bakan güzel görür”, cümlesi bize bakan ile görülen arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Kainat bir ayna ve biz onda kendimizi seyrediyoruz. Bu aynada kendi içindeki karanlıkları görenlerin, birbirlerini mutlu etmekten çok üzdükleri kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ın huzurunda huzurlu bir şekilde durabilmek , yüreği gülümsetebilmek ve onu karanlıklardan kurtarabilmek bir erdem. Çevremizde huzurlu insanlar da görmek mümkün. Hatta sabahın ilk saatlerinde bile gülen yürek ile karşılaşabilirsiniz. Aslında bu günün ilk saatleri, eğer güne iyi bir başlangıç yapılmamışsa insanın uyku mahmurluğu ile ortalıkta dolaştığı, suratının asık olduğu vakittir. Benim güne erken başladığımda uğradığım sabahçı kahvemizin müdavimlerinden biri olan, bitişikteki çorba salonunu işleten Abdullah Ağabey. Sabahları çorbayı yetiştirebilmesi için erkenden kalkması gerekiyor. Ben çayımı yudumlarken işlerini bitirip kahvehaneye geldiğinde:”Ben geldim,” diye sesleniyor;ama o nasıl sesleniş. İnsanların yüzünü göremeseniz de , ses tonundan ruh halini anlarsınız. Ben geldim derken yüreğinin huzurlu olduğunu bize hissettiriyor. Karşınızda ki insanın yüreği gülüyorsa siz o anda huzursuz olsanız bile içiniz genişler. Demiştik ya insan insana aynadır. Ruhlar birbirlerinden bizim anlayamayacağımız kadar çok etkilenirler. Bu sebepten huzursuzluk veren yerlerde fazla dolaşmamalı. Etrafına karamsarlık saçanlarla uzun süre oturmamalı. Eğer MÜSLÜMAN feraset sahibi olmuşsa iç sesi onu her zaman uyarır ve güzelliğe sevk eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefsin sesi ile yüreğin sesini ayırmak biraz zor. Elimizde hakikat ölçüleri olmalı. Gerçek hak ile batılı ayıran ölçüye sahipsek işimiz biraz daha kolay. Dönüp dolaşıp FURKAN’ a geliyoruz. Çünkü başka gidecek yer yok. Bizi Yaradan RABBİMİZ yaşamak için kılavuzumuzu da göndermiş. Bize rehber olması için O güzel insan Peygamberimiz HZ. MUHAMMED’ i (s.a.v.) bize göndermiş. Ve onun yolundan giden o gün ile bugünü birleştiren güzel insanlar, İNSAN-I KAMİLLER TESBİH TANELERİ GİBİ DİZİLMİŞLER. RABBİM yüzüne baktığımızda yüreğimizi güldüren insanlarla karşılaştırsın ve onlarla beraber kılsın.&lt;br /&gt;İlk kelimemize dönersek; oku ile kendimiz yenileyeceğiz daha sonra kalem ile hayata notlar düşeceğiz. Kainat üzerinde ki denge noktalarını görmeye çalışıp dostu arayacağız. Dostu bulduğumuzda yüreğimiz; gülecek, iç huzurunu yakalayacağız ve ruhumuz yükselecek.&lt;br /&gt;Yüzler kahkahalar atabilir, mutluluk oyunu oynayabilir; ama ruhlar oyun oynamaz. Yüz gülerken yürek ağlıyorsa, ruhu bilenler bunu hisseder. Yüreklerin huzurlu olduğu daha güzel günler RABBİMDEN bizler için diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633557062655775?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633557062655775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633557062655775' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633557062655775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633557062655775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/yrek.html' title='YÜREK'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633521551231666</id><published>2006-08-23T22:11:00.000+10:00</published><updated>2006-08-23T22:13:35.920+10:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;strong&gt;DOST&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemlerde 'Dost' kelimesini çok kullanıyoruz. Malum kelimeler insanların ellerinde kirlenebiliyor. Bu sebepten bu kelime bize neleri çağrıştırıyorsa,bunları kendi penceremizden bakarak anlatmamız gerekiyor. Bazı kelimeler buzda kayak yapmasını sever. Fakat dost kelimesini buzda kaydırmak o kadar kolay değil.Belki bu sebepten, benim dünyamda yer buluyor. Oku,Kalem,Denge kelimeleri de bu guruba giriyor. Dost kelimesini kaleme almamız;bir Can Dostun isteği üzerine oluyor. Şu anda, yeni günün ilk saati içindeyim. Yazma fikri nasıl oluştu, ne kadar yazabilirim? İnsanlar kardeş olabilir, arkadaşta olabilir. Fakat dost, evet dost olmak ,o daha üst düzey bir paylaşım. Aradaki farkı iyi tespit edebilirsek ,dost kelimesinin anlamını daha iyi kucaklayabiliriz. Bence diğer kelimelerden ,Dost kelimesini ayıran denklik. Tarafların birbirlerini denk görmeleri ,bakış açılarını ona göre ayarlamaları önemli. Bir taraf kendini üstün yada alçak ,hangisi olduğu fark etmez ,görüyorsa,onur seviyesine gelemiyorlarsa,dostluğun kurulması zordur. Bir de özgürlük önemli. Yani dostluğun üzerine hiçbir maddi gölge düşmemeli , bana göre dostluğun en önemli unsurlarından biri bağımsızlık. Bir patron ile işçi ne kadar dost olabilirler. Örnekler çoğaltılabilir. Tabii ki bu tarif kişiler arası dostluğu anlatmaya belki yeterli gelebilir. Bir de gerçek dostluk var. Yüce Kitabımızda şifreleri açık ve gizli olan dostluk. Allah (c.c) 'ın “dostlarım” diyerek hitap etmesi bunlardan sadece birisi.En güzel dostlukta, Yüce Dost’a yaklaştıran olmalı. Hani o yüzüne baktığınızda Allah’ı hatırlatan veliler. Rabbimiz Dost hitabıyla insanın melekten farkını ortaya çıkarıyor. İnsanoğlu, Rabbi ile dostluk mukavelesini her secdede yeniliyor. İrade verilmişken hakiki Dostu bulabilmek ne büyük şeref. Meleklerin:" Biz sana sonsuz itaat ederken, insanı neden yaratıyorsun?" sorusunun cevabı yine dost kelimesinde gizli. İnsana meleklerin secde etmesi de, insanın seçme özgürlüğünden geliyor. Dağların bile yüklenmek istemediği yük bu olsa gerek. Okul, hastane, hapishane, askeriye daha sıralayabiliriz. Bunlar zorunluluk halinde bir araya gelinen yerlerdir. Herkes bilir ki bu ortamlarda arkadaş olunabilir. Fakat dost olmak zordur. Bunu kendimden biliyorum, askerde bir çok arkadaşım vardı ve dostluğa yaklaştığımızı düşünüyordum. Fakat askerlik bitince bir tane dost kazanabildiğimi öğrendim. Şu anda popüler insanlarında en büyük sorunu dostluk. Onlar dostluğun değerini daha iyi anlayabilirler Gerçek Dostu daha önceden bulmamışlarsa ,popülerlikten sonra hiç bulamazlar. Çünkü her zaman bir şüphe vardır. Hem bu sadece popüler olanlar için geçerli değildir, aynı sorunu zenginler de yaşar. Son olarak diyebiliriz ki dostluk aynı seviyede kalabilir mi?Kalmadığında bitmiş midir? Kalır demek kolaycılık ve gerçekten kaçmak olur. Bence dostluk samimiyetle başlar, samimiyetin, birbirine güvenin bittiği yerde sona erer. Birbirlerini eşit şartlarda gören insanların kavga ve tartışmaları da birbirlerini rencide etmez. Üstadım Cemil Meriç'in bir sözü ile toparlamak istiyorum. "Kaç insan düşünür,düşünen kaç insan karşılaşır, karşılaşan kaç insanda birbirine açılır." Bende ;birbirine açılan kaç insan dost olur” diyerek cümleye yeni bir ekleme yapıyorum. Böylece dostluğun ana damarı oluşmuş oluyor. Önce düşüneceğiz, sonra karşılaşacağız, ardından birbirimize açılacağız. Karşılıklı paylaşımlar sonucu samimiyet oluşmuşsa ,dostluk kurulmuştur. Önemli olan samimiyeti korumak yapmacık hareket yerine doğal olmak. Riya örtüsüne bürünmüş çok sayıda arkadaş yerine ,samimi bir dost yeter. Aklımızdan ve gönlünüzden geçenleri paylaşamıyorsak, gönül rahatlığı ile birbirimize söyleyemiyorsak daha dost olmamışız demektir. Yazının sonunda fark ettim ki, dost olmak gerçekten çok zormuş. Dostluğu değerli kılanda bu zorlukların sonunda ulaşılması, bence. Bence diyorum çünkü dost kelimesine bir kısıtlama getirmek istemem. Bu yazabildiklerim şu ana kadar benim dünyama yazılanlardı. Selam tüm can dostlar,selam candan dost olabilenler. Bizleri dostluğun sıcaklığına davet ediyorum. Hakikat dostluğunda buluşalım, tanışalım, paylaşalım... Sayabileceğimiz o kadar çok hakiki dostluk var ki. Peygamberimiz ve ashabı, ensar ve muhacir, Mevlana ve Şems ve sayfalara sığmayacak kadar Allah’ın veli kulları. Birbirini sadece O’nun rızası için seven dostlar. Eğer sizinde yüzüne baktığınızda Allah’ı hatırlatan, konuştuğunuzda içinizi genişleten bir gerçek insan tanıyorsanız hakiki dostluğu yaşadığınızı ifade edebilirsiniz. DOST Son dönemlerde 'Dost' kelimesini çok kullanıyoruz. Malum kelimeler insanların ellerinde kirlenebiliyor. Bu sebepten bu kelime bize neleri çağrıştırıyorsa,bunları kendi penceremizden bakarak anlatmamız gerekiyor. Bazı kelimeler buzda kayak yapmasını sever. Fakat dost kelimesini buzda kaydırmak o kadar kolay değil.Belki bu sebepten, benim dünyamda yer buluyor. Oku,Kalem,Denge kelimeleri de bu guruba giriyor. Dost kelimesini kaleme almamız;bir Can Dostun isteği üzerine oluyor. Şu anda, yeni günün ilk saati içindeyim. Yazma fikri nasıl oluştu, ne kadar yazabilirim? İnsanlar kardeş olabilir, arkadaşta olabilir. Fakat dost, evet dost olmak ,o daha üst düzey bir paylaşım. Aradaki farkı iyi tespit edebilirsek ,dost kelimesinin anlamını daha iyi kucaklayabiliriz. Bence diğer kelimelerden ,Dost kelimesini ayıran denklik. Tarafların birbirlerini denk görmeleri ,bakış açılarını ona göre ayarlamaları önemli. Bir taraf kendini üstün yada alçak ,hangisi olduğu fark etmez ,görüyorsa,onur seviyesine gelemiyorlarsa,dostluğun kurulması zordur. Bir de özgürlük önemli. Yani dostluğun üzerine hiçbir maddi gölge düşmemeli , bana göre dostluğun en önemli unsurlarından biri bağımsızlık. Bir patron ile işçi ne kadar dost olabilirler. Örnekler çoğaltılabilir. Tabii ki bu tarif kişiler arası dostluğu anlatmaya belki yeterli gelebilir. Bir de gerçek dostluk var. Yüce Kitabımızda şifreleri açık ve gizli olan dostluk. Allah (c.c) 'ın “dostlarım” diyerek hitap etmesi bunlardan sadece birisi.En güzel dostlukta, Yüce Dost’a yaklaştıran olmalı. Hani o yüzüne baktığınızda Allah’ı hatırlatan veliler. Rabbimiz Dost hitabıyla insanın melekten farkını ortaya çıkarıyor. İnsanoğlu, Rabbi ile dostluk mukavelesini her secdede yeniliyor. İrade verilmişken hakiki Dostu bulabilmek ne büyük şeref. Meleklerin:" Biz sana sonsuz itaat ederken, insanı neden yaratıyorsun?" sorusunun cevabı yine dost kelimesinde gizli. İnsana meleklerin secde etmesi de, insanın seçme özgürlüğünden geliyor. Dağların bile yüklenmek istemediği yük bu olsa gerek. Okul, hastane, hapishane, askeriye daha sıralayabiliriz. Bunlar zorunluluk halinde bir araya gelinen yerlerdir. Herkes bilir ki bu ortamlarda arkadaş olunabilir. Fakat dost olmak zordur. Bunu kendimden biliyorum, askerde bir çok arkadaşım vardı ve dostluğa yaklaştığımızı düşünüyordum. Fakat askerlik bitince bir tane dost kazanabildiğimi öğrendim. Şu anda popüler insanlarında en büyük sorunu dostluk. Onlar dostluğun değerini daha iyi anlayabilirler Gerçek Dostu daha önceden bulmamışlarsa ,popülerlikten sonra hiç bulamazlar. Çünkü her zaman bir şüphe vardır. Hem bu sadece popüler olanlar için geçerli değildir, aynı sorunu zenginler de yaşar. Son olarak diyebiliriz ki dostluk aynı seviyede kalabilir mi?Kalmadığında bitmiş midir? Kalır demek kolaycılık ve gerçekten kaçmak olur. Bence dostluk samimiyetle başlar, samimiyetin, birbirine güvenin bittiği yerde sona erer. Birbirlerini eşit şartlarda gören insanların kavga ve tartışmaları da birbirlerini rencide etmez. Üstadım Cemil Meriç'in bir sözü ile toparlamak istiyorum. "Kaç insan düşünür,düşünen kaç insan karşılaşır, karşılaşan kaç insanda birbirine açılır." Bende ;birbirine açılan kaç insan dost olur” diyerek cümleye yeni bir ekleme yapıyorum. Böylece dostluğun ana damarı oluşmuş oluyor. Önce düşüneceğiz, sonra karşılaşacağız, ardından birbirimize açılacağız. Karşılıklı paylaşımlar sonucu samimiyet oluşmuşsa ,dostluk kurulmuştur. Önemli olan samimiyeti korumak yapmacık hareket yerine doğal olmak. Riya örtüsüne bürünmüş çok sayıda arkadaş yerine ,samimi bir dost yeter. Aklımızdan ve gönlünüzden geçenleri paylaşamıyorsak, gönül rahatlığı ile birbirimize söyleyemiyorsak daha dost olmamışız demektir. Yazının sonunda fark ettim ki, dost olmak gerçekten çok zormuş. Dostluğu değerli kılanda bu zorlukların sonunda ulaşılması, bence. Bence diyorum çünkü dost kelimesine bir kısıtlama getirmek istemem. Bu yazabildiklerim şu ana kadar benim dünyama yazılanlardı. Selam tüm can dostlar,selam candan dost olabilenler. Bizleri dostluğun sıcaklığına davet ediyorum. Hakikat dostluğunda buluşalım, tanışalım, paylaşalım... Sayabileceğimiz o kadar çok hakiki dostluk var ki. Peygamberimiz ve ashabı, ensar ve muhacir, Mevlana ve Şems ve sayfalara sığmayacak kadar Allah’ın veli kulları. Birbirini sadece O’nun rızası için seven dostlar. Eğer sizinde yüzüne baktığınızda Allah’ı hatırlatan, konuştuğunuzda içinizi genişleten bir gerçek insan tanıyorsanız hakiki dostluğu yaşadığınızı ifade edebilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633521551231666?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633521551231666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633521551231666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633521551231666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633521551231666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/dost-son-dnemlerde-dost-kelimesini-ok.html' title=''/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633506611117931</id><published>1998-05-23T22:10:00.000+10:00</published><updated>2008-01-02T04:25:48.817+10:00</updated><title type='text'>DENGE</title><content type='html'>GARİP YOLCU&lt;br /&gt;Sabah tüm güzelliği ile kainatı selamlamayı bekliyordu. Vaktin sessizliği insana garip bir zevk veriyordu. Ulvi çağrı sessizliği delerek sonsuzluktaki yerini alıyordu. Garip yolcu, yeni günün hazırlıklarına başladı. Önce arınmak için aziz su ile buluştu. Çağrının geldiği yöne doğru sessizliği kırmadan ilerledi, çağrıya kulak kabartan başkaları da vardı; Kuşlar bu sevinci büyütmek için en hoş zikirlerini çekiyorlardı. Yüreği genişleyen garip yolcu seherin tatlı yüzünden çok etkilendi. Yenilenen gün ile o da kendisini yenilediğini zannediyordu . Belki de güne taze bir başlangıç yapmanın ne kadar zor olduğunu unutmuştu. İlerleyen saatlerde ne ile karşılaşacağının farkında değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün ağır ağır ilerlemeye başladı. Garip yolcu da sabahın korumasından çıktı. Artık geri dönmesi zor bir yolun başındaydı. Yeniden o vakte ulaşmak istiyorsa, bu yolu yürümeliydi. Zor yürüyüş yeni bir sehere varabilmenin umuduyla başladı. Acaba temiz kalabilecek miydi, aslında bütün sorunda bu noktada kilitlenmişti. Dünyanın içinden geçip de temiz kalmak.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yüz yılda yeryüzünde asit yağmurları bile başlamıştı. Eskiden de pek çok insanı kirletecek etken mevcuttu; fakat asit yağmurları bu çağın yeni hastalığıydı; stres, sıkıntı, madde bağımlılığı, yalnızlık... Garip yolcu bu yolda çok arkadaşlarını kaybetti. Sabahın koruması altında atıp tutanların eriyişlerini üzülerek seyretmek zorunda kaldı. Kendisi de bu eriyişleri görünce hiç olmazsa atıp tutmamayı öğrendi. Asit yağmurlarından etkilenmeyen bir şemsiye veya bir elbise var mı, diye düşündü. Yüce Kitapta okuduğu takva elbisesi aklına geldi. Ancak kendisini bu elbise ile koruyabileceğini düşündü. Fakat o takva elbisesini giymek kolay mıydı? Hadi zor da olsa giydiğini düşünelim; sıkıldım, terledim diyerek çıkarmayacağına kim garanti verebilirdi. İnsan bu gariptir. Garip yolcu eksikliğinin farkındaydı, melek değildi. İyiliği ve kötülüğü seçebilecek bir iradeye sahipti. İçinde orta noktasını bulamadığı bir mücadele vardı. İyi ve kötü çatışması. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip yolcu takva elbisesini giymenin ve onu muhafaza etmenin yollarını aramalıydı. Onu bu yolculuğa koyan, diğer mahlukattan farklı bir hediye vermişti. Bu hediyeyi tam anlayabilmek için diğer yaratılanı inceledi. Hemen aklına arı geldi; arı çok çalışkan bir mahluktu , onun işçiliğine hayran kalmamak elde değildi. Onunda ailesi vardı ve onlara bakmak için çabalıyordu. Ama o sadece bal üretebilir ve kendi zikrini tamamlayıp bu dünyada yol alırdı. Arının kendisine verilen içgüdünün dışına çıkma gibi bir derdi yoktu. O sadece kendine verilen işi yapıyordu. Peki ama insanı zor duruma sokan neydi? Evet sorunu buldu garip yolcu, insan düşünebilen bir varlıktı ve bu özelliği ile diğer mahlukattan ayrılıyordu. Düşünme yetisi onu yoldan çıkardığı gibi yola da sokabilirdi. İşte elbiseyi giymenin yolunu buldu. Düşünecek ve ona gönderilen tüm ayetleri okuyacaktı. Okuduğunu yaşadığında artık tüm kirletmelere rağmen temiz kalabilirdi.&lt;br /&gt;Kendine güvendi; kainatı okuduğu, düşünebildiği takdirde bu yürüyüşü tamamlarım dedi. Daha o anda kaybettiğinin farkına varmadı. Bu yolda en büyük hata kendine güvenmek ve büyük görmekti. İbliste yolun sonunu büyüklendiği için bulmamış mıydı. Eğer bilmediklerinin, bildiklerinden çok olduğunu, toplam bilgisinin gerçek bilgi karşısında sadece bir noktadan ibaret olduğunu ah! bir bilebilseydi. Yolu bitirinceye kadar her an yeni öğrenmeler yapması gerektiğini de düşünemedi. İnsan bu garip varlık. Uzun bir yolculukta olduğunun farkında değil.&lt;br /&gt;Henüz akşama ulaşmamışken düşüp kafasını çarpınca anladı. Ve önemli bir kelime öğrendi:DENGE. Oku ile başladığı yolda kalem ile tanışan yolcu üçüncü bir kelime ile tanıştı adı denge. Hayatta kurulması gereken o kadar çok denge var ki hepsini yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Beden ile ruh, akıl ile kalp, ahiret ile dünya gibi pek çok örnek verebiliriz. Denge noktasını bulunurken hakikat ışığında vicdanımız en büyük rehberimizdir. En güzel örnekte büyük önder HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) VE ONUN YOLUNDAN GİDENLER OLACAKTIR.&lt;br /&gt;Garip yolcu artık yolunu tamamlayabilir mi ? Belki ama düşüp kalkmaya hazır olarak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633506611117931?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633506611117931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633506611117931' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633506611117931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633506611117931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/denge.html' title='DENGE'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633499724535656</id><published>1998-04-23T22:09:00.000+10:00</published><updated>2008-01-02T03:59:10.194+10:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalem'/><title type='text'>KALEM</title><content type='html'>Önce kelam vardı, sonra kaleme ihtiyaç duyuldu. Kelimenin olmadığı yerde , yazmaktan söz etmek abes. Kalemin özü kelam, kelamın özü kelime. İnsanlar kelimelerle işlerini görüyorlardı ; fakat kelimelerin aktarılıp, çağlara seslenebilmesi için kayda geçmesi gerekiyordu. Böylece kalem doğdu. Başta duvarı kazıyan taş ve çivi daha sonra mürekkebe batırılan bir kamış...&lt;br /&gt;Kaleme sahip olanlar, bilgiyi de kuşandılar, çağlarının önüne geçtiler. Eski devirlerde insanların saygınlığı kaleminin gücü ile orantılıydı. Bugün içinde aynı şey geçerli, dünden tek farkı kalemi satanlar çoğalmış.Her şeyin satın alınabildiği bir devirde, kaleminde pazara çıkması normal. İnsanların ihtiyaçları bitmiyor, maddenin bağımlısı olmuş insan, bol sıfırlı bir maaş verenin söyletemeyeceği, yazdıramayacağı konu yok. Kalemi satanlara tarih her zaman cevabını vermiş. Onlar hakikati söylemekten uzaklaştıkları oranda kaybolmuşlar. Yarında yok olanlar bugünün sahte kalem erbabı olacak.&lt;br /&gt;Okumayan bir toplumda kalemi anlatmak normal değil. Ama biz ümitliyiz, bu memlekette istatistiklere girmeyen o kadar güzellik var ki. "Oku" kelimesi bizim özümüzde mevcut. Benim dedem, ninem, amcam, teyzem her gün en az bir sayfa okur, ama bilen yok. Okuduğunu anlayıp, yaşamaya başladığında işte siz o gün görün bu toplumu.Nasıl ki okuduklarını yaşamlarına aktardıkları devirlerde en üstün oldular, şimdi neden olmasın. RABBİMİZ inanıyorsanız üstünsünüz, diyor. Birileri yol açıp, neyi nasıl okuyacağımız konusunda bizi aydınlatacağına; "Bu toplum şöyle bu toplum böyle" deyip, duruyor. Aydınlatacak aydın lazım. Kendi karanlıkta kalmış sıfatı aydın olmuş kime ne faydası var. Cemil Meriç üstadımın dediği gibi; "Bu insanları biz mahvettik , biz yani aydınlar." Ben toplumu suçlayabilecek cüreti kendinde bulanların bu topluma faydası olabileceğine de inanmıyorum. Bu insanlar bir şeylerin farkına varmış fakat ışık saçmak yerine karanlık ve karamsarlık saçıyorlar. Bu halk ile kucaklaşmak yerine insanları kendilerinden uzaklaştırıyorlar. İnsan bilgilendikçe ne kadar bilgisiz olduğunun farkına varması gerekiyor.Kendi hiçliğini anlayıp öğrenecek, ne kadar çok bilgi olduğunun farkına varmalı ki insanlara kulelerin tepesinden bakmasın. Kendini her türlü ihtiyacın üzerinde görenlerin bu topluma faydalı olması da zor.&lt;br /&gt;Bizim insan-ı kamillere ihtiyacımız var. Yaşamış ve yaşatmış insanlara... Nazarları ile insanı zenginleştiren, konuştuklarında herkesin nasibini aldığı. Yazdıklarında bizleri uzun yolculuğa çıkaran, gerçek kalem sahiplerine her zamankinden daha fazla bugün gereksinim duyuyoruz. Yüzüne baktığınızda Allah'ı hatırlatan, kaleminin ucunda O'nun adı yazılı, kitabında hakikate götüren birileri ile tanışmışsanız nasiplenmişsiniz diyebilirim.&lt;br /&gt;Biz kalemden söz edecektik; fakat kalem ehlinden daha fazla konuştuk. Böyle de gerekiyor; çünkü kalemin kendisinden çok onu tutan el önemli. Kalemi dile getiren kim? İşte o el. Kelimeyi yazan kalem, kalemi tutan el, eli idare eden akıl, kalp ve hepsinin bir sahibi var. İşte biz O sahibe göre kalem oynatırsak zamanı ve mekanı aşarız. Hakikate yaklaşan cümlelerimiz olur. Kalem huzur vermiyor, düşündürmüyor, yaklaştırmıyorsa kırmak gerekir.&lt;br /&gt;Biz her zaman olduğu gibi insanları samimiyete, kendisiyle yüzleşmeye, hayatın dengesini kurmaya davet ediyoruz. Aklın veriliş nedenini anlayarak ;yaşamı önce okumaya sonra kaleme almaya çalışmalıyız. Herkes önce kendini ve RABB'ini tanımak için okusun, yazsın.Birilerine de vesile olursa ne güzel. Ben herkesi kalem ile barışmaya davet ediyorum.&lt;br /&gt;"OKU! ÇÜNKÜ RABBİN, EN ÜSTÜN, İLMİ, KALEM VASITASI İLE ÖĞRETMİŞ OLAN RABBİN GAYET CÖMERTTİR. İNSANA, BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETTİ. HAYIR! İNSAN, KESİNLİKLE AZAR, KENDİNİ YETERLİ GÖRDÜĞÜNDE. EVET , DÖNÜŞ RABBİNEDİR." ALAK Suresi 3-8 Ayetler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633499724535656?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633499724535656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633499724535656' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633499724535656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633499724535656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/kalem.html' title='KALEM'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-29106666.post-115633494095093318</id><published>1997-04-23T22:04:00.000+10:00</published><updated>2008-01-02T03:47:09.830+10:00</updated><title type='text'>OKU /Hüseyin Savaş</title><content type='html'>Bir anket yapsak;" okuyor musunuz?" diye sorsak. Kaç farklı cevap alırız? Ben aldığım cevapları hatırlayabildiğim ölçüde yazayım. "Okumuyorum" , "okulu bitirdim", "7.sınıfta okuyorum." Büyük bir çoğunluğun bu cevaplardan birini verdiğini görüyoruz. "Oku" kelimesi, bir okula gitmek ile aynı anlama gelmeye başlamış. "Oku" sözcüğünün anlamı daraltılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Okuyorum, en son şu kitabı okudum. Şimdiye kadar pek çok kitap okudum." Bir kısım insanlarda bu türden cevaplar verecektir.İkinci bir yaklaşımda, okumaktan anlaşılan sadece kitapları okumak olarak algılanmaya başlamış. Eğer kitaplar sadece gözlerle okunur, okuma işlemine kalp ve akıl katılmazsa, kitaba kendimizden bir şeyler veremeyiz. Böyle bir okumaya da "gözlemlemek" dersek daha uygun olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de tek yönlü okumalar var. Belli birkaç yazarın gözüyle dünyayı görmek, gerçek dünyayı daraltmaktır. Ufkumuz, o yazarların ufkunu geçemez. Onların hedefleri bizimde hedeflerimiz haline gelir. Kitapları okurken bir eleştirmen gözüyle bakabilirsek ve elimizde hakikat ölçüsü varsa doğru ile yanlışı ayırabiliriz. Kitap okumakta yazmak kadar bir sanattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde oku kelimesine yaklaşımları bu çerçevede değerlendirebiliriz. Okula gitmek veya bir kitabı okumak gelebilecek ilk cevaplardır. Biz oku kelimesini nasıl anlamalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Okuyorum ; Kitabı, kitapları, yaşamı, insanı, kainatı." Bu okuma okulda olabilir okulun dışında da 7'den 70 'e herkes bu şekilde okuyabilir.Okumayı böyle idrak etmemiz, zamanımızda sunulan hayat ile gerçekten zor. İnsanlardan bu şekilde cevap bulmamızda biraz hayalcilik olur. İlk emri “oku” olan bir medeniyette böyle bir okuma yapılmış ve dar alanlarda da olsa hala yapılmakta. Yeniden gerçek bir okuma için medeniyetimizi tanımalı ve onu besleyen kaynaklara sarılmalıyız. Öncelikle ilimleri bölmeden ahiret ve dünyayı kucaklayan dengeli bir bakış açısı kazanmalıyız. İlimleri bölerseniz , onlarda sizi böler. Bir parça her zaman eksik kalır. Biz bu dünyayı imar ederek ahireti kazanmak için bu geçici aleme geldiğimizi düşünürsek... Bu dünya tarlasına güzel tohumlar ekeceğiz ki orada biçecek mahsulümüz olsun. İşte bunların hepsi oku kelimesinin içinde gizli. Okuyabilirseniz, yaşayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Sina, Farabi, ibni Haldun, Gazali, Mevlana, Yunus Emre, Hasan ı Basri... ve adlarını yazmaya kalktığımızda sayfalara sığdırmakta zorlanacağımız gerçek manada okumuş ve yaşamış insanlar. Kainatı bütün olarak okuyabildikleri için zamana ve çağlara meydan okumuşlar. Onların eserleri hala gönülden gönüle akmakta ve ışıkları önümüzü aydınlatmakta. İbni Sina'yı anlayabilseydik tıpta dünya lideri olurduk. Farabi'yi anlayabilseydik; Marsa biz ulaşırdık. İbni Haldun'u anlayabilseydik; tarihten ders alırdık. Diğer gönül sultanlarını anlayabilseydik medeniyetimizin ruhunu kaybetmezdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlunu eşref-i mahluk yapan en geniş anlamıyla okuma. Okuyan sorgular, kendisini ve çevresini. Okuyan güdülemez, politize edilemez, yığın durumuna hiç getirilemez. Okuyan dünya problemleri altında ezilmez, kendisine yüklenen ağırlığı bilir, çözüm üretir ve kainata güzellik katar. Okuyan karamsar olamaz, hayata karşı söyleyecek bir hayırlı sözü her zaman vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; O saadet toplumu ancak gerçek bir okuma ile oluşacak. Asrı saadette böyle oluşmadı mı? Onlar da oku ile başladılar. Ve köleler vezir oldu, cahiller alim oldu. İşte şimdi bizde oku ile başlıyoruz. Gelin Yüce Kur-an’nın Alak suresi ile okumaya başlayalım. Ve günde en az birer sayfa Kuran’ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hadisleri, o güzel insanın yolundan giden İnsan-ı kamillerin kitapları ve diğer kitaplardan okuyalım. Zamanımız mı yok o zaman yok olma zamanını beklemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazan, 20’li yaşlara kadar bir tek gerçek okuma yapmadı. En sevmediği iş okumaktı. Unutamadığı okul anısı; orta okulada iken Türkçe hocasının kitaptan bir parça oku dediğinde zoraki okumaya başlaması ve hocanın: “Sınıfa ilkokuldan biri mi geldi.” demesi yüreğinde derin iz bırakmıştır. Bu olaydan sonra okul hayatı boyunca bir yazı okunacak olduğunda okul sırasının altına saklanmasını da unutamaz. Ah! bu hocalar. İnsanı alimde yapar, zalimde. Bunu belirtme ihtiyacı hissettim; ben okuyamam , ben yazamam diyenler için. Bugün ben bile okuyup yazabiliyorsam. İnanıyorum ki bunu herkes yapabilir, yeter ki ben yapamam demesin. &lt;br /&gt;Ve besmeleyi çekip oku ile başlasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/29106666-115633494095093318?l=kainatmakalat.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/feeds/115633494095093318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=29106666&amp;postID=115633494095093318' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633494095093318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/29106666/posts/default/115633494095093318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kainatmakalat.blogspot.com/2006/08/oku.html' title='OKU /Hüseyin Savaş'/><author><name>Kainat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10383635698420424305</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='13' src='http://photos1.blogger.com/blogger/2235/2216/320/arka%20378%20kainat.0.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
