Kelimelerle Adım Adım 10 Yıl /Hüseyin Savaş
...
"Okuyorum ; Kitabı, kitapları, yaşamı, insanı, kainatı."
...
İlk emri “oku” olan bir medeniyette böyle bir okuma yapılmış ve dar alanlarda da olsa hala yapılmakta. Yeniden gerçek bir okuma için medeniyetimizi tanımalı ve onu besleyen kaynaklara sarılmalıyız. Öncelikle ilimleri bölmeden ahiret ve dünyayı kucaklayan dengeli bir bakış açısı kazanmalıyız. İlimleri bölerseniz , onlarda sizi böler. Bir parça her zaman eksik kalır. Biz bu dünyayı imar ederek ahireti kazanmak için bu geçici aleme geldiğimizi düşünürsek... Bu dünya tarlasına güzel tohumlar ekeceğiz ki orada biçecek mahsulümüz olsun. İşte bunların hepsi oku kelimesinin içinde gizli. Okuyabilirseniz, yaşayabilirsiniz.
...
İbni Sina, Farabi, ibni Haldun, Gazali, Mevlana, Yunus Emre, Hasan ı Basri... ve adlarını yazmaya kalktığımızda sayfalara sığdırmakta zorlanacağımız gerçek manada okumuş ve yaşamış insanlar. Kainatı bütün olarak okuyabildikleri için zamana ve çağlara meydan okumuşlar.
Makalenin Tamamı
Önce kelam vardı, sonra kaleme ihtiyaç duyuldu. Kelimenin olmadığı yerde , yazmaktan söz etmek abes. Kalemin özü kelam, kelamın özü kelime. İnsanlar kelimelerle işlerini görüyorlardı ; fakat kelimelerin aktarılıp, çağlara seslenebilmesi için kayda geçmesi gerekiyordu. Böylece kalem doğdu. Başta duvarı kazıyan taş ve çivi daha sonra mürekkebe batırılan bir kamış...
...
Bu memlekette istatistiklere girmeyen o kadar güzellik var ki. "Oku" kelimesi bizim özümüzde mevcut. Benim dedem, ninem, amcam, teyzem her gün en az bir sayfa okur, ama bilen yok. Okuduğunu anlayıp, yaşamaya başladığında işte siz o gün görün bu toplumu.
...
Bizim insan-ı kamillere ihtiyacımız var. Yaşamış ve yaşatmış insanlara... Nazarları ile insanı zenginleştiren, konuştuklarında herkesin nasibini aldığı. Yazdıklarında bizleri uzun yolculuğa çıkaran, gerçek kalem sahiplerine her zamankinden daha fazla bugün gereksinim duyuyoruz.
...
Biz her zaman olduğu gibi insanları samimiyete, kendisiyle yüzleşmeye, hayatın dengesini kurmaya davet ediyoruz. Aklın veriliş nedenini anlayarak ;yaşamı önce okumaya sonra kaleme almaya çalışmalıyız.
Makalenin Tamamı
Asit yağmurlarından etkilenmeyen bir şemsiye veya bir elbise var mı, diye düşündü. Yüce Kitapta okuduğu takva elbisesi aklına geldi. Ancak kendisini bu elbise ile koruyabileceğini düşündü. Fakat o takva elbisesini giymek kolay mıydı? Hadi zor da olsa giydiğini düşünelim; sıkıldım, terledim diyerek çıkarmayacağına kim garanti verebilirdi. İnsan bu gariptir. Garip yolcu eksikliğinin farkındaydı, melek değildi. İyiliği ve kötülüğü seçebilecek bir iradeye sahipti. İçinde orta noktasını bulamadığı bir mücadele vardı. İyi ve kötü çatışması.
...
Evet sorunu buldu garip yolcu, insan düşünebilen bir varlıktı ve bu özelliği ile diğer mahlukattan ayrılıyordu. Düşünme yetisi onu yoldan çıkardığı gibi yola da sokabilirdi. İşte elbiseyi giymenin yolunu buldu. Düşünecek ve ona gönderilen tüm ayetleri okuyacaktı. Okuduğunu yaşadığında artık tüm kirletmelere rağmen temiz kalabilirdi.
...
Bu yolda en büyük hata kendine güvenmek ve büyük görmekti. İbliste yolun sonunu büyüklendiği için bulmamış mıydı. Eğer bilmediklerinin, bildiklerinden çok olduğunu, toplam bilgisinin gerçek bilgi karşısında sadece bir noktadan ibaret olduğunu ah! bir bilebilseydi.
...
Hayatta kurulması gereken o kadar çok denge var ki hepsini yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Beden ile ruh, akıl ile kalp, ahiret ile dünya gibi pek çok örnek verebiliriz. Denge noktasını bulunurken hakikat ışığında vicdanımız en büyük rehberimizdir. En güzel örnekte büyük önder HZ. MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) VE ONUN YOLUNDAN GİDENLER OLACAKTIR.
Makalenin Tamamı
